Kitap Adı: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları Orijinal Adı: Miss Peregrine's Home for Peculiar Children Yazarı: Ransom Riggs Seri: Miss Peregrine's Peculiar Children, #1 Çevirmeni: Aslı Dağlı Yayınevi: İthaki Yayınları Sayfa Sayısı: 320 Yayın Yılı: 2015 Türü: Genç Yetişkin, Doğaüstü, Fantezi, Paranormal
Goodreads Puanı: 3.80 ( 333,897 Oylama)
Fiyatı: 25 TL Benim Puanım: 4/5
Gizemli bir ada. Terk edilmiş bir yetimhane. Fazlasiyla tuhaf fotoğraflardan oluşan bir koleksiyon.
Tüm bunlar kurgu ile fotoğrafçılığı nefes kesici bir şekilde bir araya getiren ve unutulmaz bir okuma deneyimi sunan Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları romanında keşfedilmeyi bekliyor.
Yaşadığı korkunç aile trajedisi yüzünden Galler kıyılarındaki, dünyadan uzakta kalmış bir adaya yolculuk eden on altı yaşındaki Jacob, burada Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocuklar Yetimhanesi'nin yıkıntılarını keşfetmekle kalmayıp, Bayan Peregrine'in çocuklarının sadece tuhaf olmaktan çok daha fazlası olduğunun farkına varır.
New York Times bestseller listesinden 108 haftadır inmeyen, aklınızdan çıkmayacak eski fotoğraflar eşliğinde okuyacağınız Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, gölgelerde geçen bir macera arayan her yaştan okuyucuyu içine çekecek eşsiz bir roman.
"Gergin, duygusal ve tuhaf mı tuhaf bir ilk roman. Fotoğraflar ve metin birbirini tamamlayarak unutulmaz bir hikâye yaratıyor."
-John Green, Kâğıttan Kentler ve Aynı Yıldızın Altında kitaplarının çoksatan yazarı-
"Bu, hipsterlar için yazılmış bir Harry Potter kitabı. Geçtiği dünyaya ve verdiği hisse bayıldım."
-Felicia -Day-
"Fotoğraflar olmasa bile hikâye kendi başına yetermiş fakat fotoğraflar hikâyeye karşı konulmaz bir gizem ekliyor. Birinci gözden anlatı samimi, komik ve etkili. Serideki bir sonraki kitabı dört gözle bekliyorum."
-Rick Riordan, Percy Jackson ve Olimposlular serisinin yazarı-
Kitap Adı: İyilik ve Kötülük Okulu Orijinal Adı: The School For Good And Evil Yazarı: Soman Chainani Seri: The School For Good And Evil, #1 Çevirmeni: Serkan Göktaş Yayınevi: Doğan Egmont Sayfa Sayısı: 512 Yayın Yılı: 2015 Türü: Genç Yetişkin, Romantik, Fantezi, Çocuk
Goodreads Puanı: 3.97 ( 22,301 Oylama)
Fiyatı: 25 TL Benim Puanım: 4/5
"Ancak olduğunuzu zannettiğiniz kişiyi yok ettiğiniz zaman gerçekten olduğunuz kişiyi hayata geçirebilirsiniz!"
Masal kahramanları yetiştiren İyilik ve Kötülük Okulu'nda, iki iyi arkadaşı masalsı bir macera bekliyor. Pembe kıyafetlere ve cam ayakkabılara bayılan Sophie, okuldan dört dörtlük bir masal prensesi olarak mezun olacagına emin. Insanlardan kaçıp yalnız kalmayı tercih eden Agatha ise kömür karası saçları ve tuhaf zevkleriyle, Kötülük Okulu ögrencilerine benziyor. Ama isler, düsündüklerinden farklı gelisiyor… Iyi ve Kötünün gerçek benliklerini kesfedecekleri bir okul yılı baslıyor!
New York Times'ın en çok satanlar listesine giren Iyilik ve Kötülük Okulu sizi bas döndürücü bir dünyaya davet ediyor. Prenseslik Adabı, Kötülük Tarihi ve Masallarda Hayatta Kalma gibi dersler, iki kafalı sert ögretmenler, çalıskan cadılar ve popüler prenseslerle dolu bu okul size pek de yabancı gelmeyecek.
Kitap Adı: Şampiyon Orijinal Adı:Champion Yazarı: Marie Lu Seri: Legend, #3 Çevirmeni: Sefa Emre İlikli Yayınevi: Pegasus Yayınları Sayfa Sayısı: 354 Yayın Yılı: 2015 Türü: Distopya, Romantik, Bilimkurgu
Goodreads Puanı: 4.39 ( 71,688Oylama)
Fiyatı: 30 TL Benim Puanım: 4 Puan
Day bir efsane. June ise bir deha. Peki, kim Şampiyon olacak?
June ile Day, Cumhuriyet halkı ve birbirleri için çok fazla fedakârlıkta bulunmuşlardır. Şimdi vatanları bir dönüm noktasındayken June bir kez daha Cumhuriyet'in gözüne girmiş ve hükümetin seçkin çevresinde bir Princeps adayı olarak hizmet vermeye başlamıştır. Day de yüksek rütbeli bir asker olmuştur. Bir barış antlaşması yürürlüğe girmek üzereyken ortaya çıkan ölümcül bir salgın, Koloniler arasında paniğe yol açmış ve Cumhuriyet'in sınır kentlerini savaş tehdidi sarmıştır. Sadece June bu tehdide karşı ülkesini nasıl savunacağını bilmektedir. Ancak binlerce insanın hayatını kurtarabilmeleri için sevdiği tek erkekten, her şeyini feda etmesini istemek zorundadır. Marie Lu'nun heyecan dolu, macera ve gerilim yüklü üçlemesi şaşırtıcı bir finalle sonlanıyor…
"Sınırları zorlayan bir seri, çoksatan olmayı kesinlikle hak ediyor." -Barnes and Noble-
"Yaratıcı detaylarla işlenmiş, macera dolu bir aşk hikâyesi." -The Los Angeles Times-
Günaydın! Dün uyumadan önce yine buralardaydım, Death Note yorumu paylaştım ve bugün uyanır uyanmaz yine buradayım ve burada olmaya devam edeceğim. Her ne kadar ders çalışmadığım için pişmanlık duysam da bir şeyler yazıp paylaşmayı seviyorum ya.
Bugün İki Kızın Kitaplığı, Romantik Optik, Kitapların Senfonisi, Afrodit'in Güncesi ve Mavi Kalem ile düzenlediğimiz okuma etkinliğinde Efsane üçlemesinin son kitabı olan Şampiyon'u yorumlayacağım! Seri en heyecanlı, en güzel, en aksiyonu bol kitabı Şampiyon ile Efsane'ye noktayı koymuş bulunuyorum. Her ne kadar serinin bitmesini istemesem de Şampiyon'u da elimden bırakamadım ve şimdi... Güzel bir seri daha bitti.
Kitap Adı: Benim Uzak Yıldızım Orijinal Adı: These Broken Stars Yazarı: Amie Kaufman & Meagan Spooner Seri: Starbound, #1 Çevirmeni: Ebru Sürmeli Yayınevi: GO! Kitap Sayfa Sayısı: 520 Yayın Yılı: 2015 Türü: Distopya, Bilimkurgu, Romantik
Goodreads Puanı: 3,96 ( 28,100Oylama)
Fiyatı: 17 TL
GECENİN, DEVASA UZAY GEMİSİ İKARUS'TAKİ DİĞER GECELERDEN HİÇBİR FARKI YOKTUR. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen. Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver’ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac’ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler. Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…
Kitap Adı: Hiçliğin Kıyısında Orijinal Adı: The Edge of Never Yazarı: J. A. Redmerski Seri: The Edge of Never, #1 Çevirmeni: Süreyya Çalıkoğlu Yayınevi: Ephesus Yayınları Sayfa Sayısı: 467 Yayın Yılı: 2015 Türü: Romantik, Genç Yetişkin
Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır…
Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?
"Hiçliğin Kıyısında mı? 'Muhteşemliğin Kıyısı'na ne dersiniz? Çünkü şu anda tam olarak bu durumdayım."
Kitap Adı: Londra Caddesi Orijinal Adı: Down London Road Yazarı: Samatha Young Seri: On Dublin Street, #1 Çevirmeni: Aslı Dağlı Yayınevi: DexPlus Sayfa Sayısı: 472 Yayın Yılı: 2015 Türü: Yeni Yetişkin, Romantik Goodreads Puanı: 4.25 (31,802 Oylama) Fiyatı: 25 TL
Dublin Caddesi'nde Joss ve Braden'ın aşkıyla baştan çıkmıştınız... Londra Caddesi'nde ise Johanna ve Cameron ile ihtirası doruklarda yaşayacaksınız. Johanna'nın alkolik bir annesi ve bakması gereken küçük bir erkek kardeşi vardı. Babası alıp başını gitmişti, evi geçindirmek Johanna'ya kalmıştı. Artık sadece kardeşi için yaşıyordu. Erkek arkadaşlarını da bu yüzden zenginlerden seçiyordu. Kendi arzuları onun için önemsizdi. Pasaklı kotu, dövmeleri ve hırpani tişörtüyle şehrin en seksi serserisi Cameron hayatına girdiğinde Johanna'nın bütün ezberi bozuldu. Onu öylesine çok arzuluyordu ki, kalp atışlarını bile bir türlü dizginleyemiyordu. Cameron, barda birlikte çalıştıkları bu mesafeli görünen seksi kızılın sakladığı sırlarını açığa çıkarmaya kararlıydı... Teker teker savunma kalkanlarını indirecekti... Johanna çırılçıplak kalıncaya dek!..
"Aşırı seksi bir kitap bu. Hem kahramanın kendini bulma ve güçlenme yolculuğuna da bayıldım. Londra Caddesi'ni tüm kalbimle tavsiye ederim." Herkese merhaba! Benim için oldukça yorucu geçen bir haftanın da sonuna gelmişken çok sevdiğim bir kitabın yorumunu yapmak bana iyi gelecek sanırım. Yetişkin kitaplarını tercih etmeyen, okuduğunu da sevmeyen bir insan olarak sanırım Londra Caddesi benim okuma hayatımın devrimi gibi bir şey oldu. Gerçekten. Ben nasıl bu tarzda bir kitabı bu kadar çok sevdim, hiç bilmiyorum. Dublin Caddesi'ni geçen yaz okumuştum ama yorumunu yapmamıştım, o kadar da beğenmemiştim Dublin'i. Şimdi Londra Caddesi'nin yorumunu paylaştıktan sonra da onun yorumunu yapmam galiba. Londra Caddesi ilk çıktığında okumayı aklımın ucundan dahi geçirmemiştim, söylediğim gibi Dublin Caddesi'ni beğenmemiştim. Ama Betty Queen'den Asena, Vanilyalı Mum'dan Merve ve Zeynep's Library'den Zeynep ile yaptığımız küçük bir okuma etkinliği grubunda çok istenilen bir kitap oldu. Kitaba sırf yorum yapmak için başlamış ve keşke devamı olsa diyerek bitirmiş bulunmaktayım, buradan sevgiler. İnsanlar Dublin Caddesi'ni ve Braden'ı çok sevmiş olabilir, ben onları ve aralarındaki ilişkiyi tam olarak benimseyememiştim fakat bu kitap var ya... Buram buram aşk kokuyor. İlk defa, kelimenin tam anlamıyla ilk defa bir yetişkin kitabında cinselliği bastıracak derecede aşk hissettim ben. Samantha Young'ın daha önceleri Kan Günlükleri serisini okumuştum, zaten Dublin Caddesi'ni de o seriyi beğendiğimden okumak istemiştim ve fantastikten yeni yetişkine atlaması açıkçası beni üzmüştü ama Londra Caddesi'ni okuduktan sonra iyiki de bu iş için kollarını sıyırmış dedim. Ya ben, ben! Zombilerden, aksiyonu bol olan kitaplardan, felsefe ya da kişisel gelişim kitaplarından hoşlanan ben! Vıcık vıcık aşk hikayesi barındıran, özellikle cinselliğin doruk noktasında olduğu kitaplardan köşe bucak kaçan ben! Sevdim diyorum bu kitabı, SEVDİM. Hatta şuandan itibaren en sevdiğim yetişkin kitabı olduğunu ilan ediyorum. Tamam, bu kadar yeter. Bu kitabı bu kadar çok sevmiş olmamın nedenlerini düşünüyorum da... Sanırım diğer eroticalardan daha fazla duygu içermesi, yani sadece cinselliğe odaklanmaması ve ana karakter olan Jo'nun ailevi yaşantısının bu kadar etkileyici olmasını söyleyebilirim. Ve her şey bir yana Jo'nun erkek kardeşine karşı bu kadar ilgili olması ve oldukça sorumluluk sahibi bir insan olması kesinlikle onu benim gözümde yüceltti de yüceltti. Cam ise ayrı bir dünyaydı çünkü okuduğum çoğu kitabın erkek karakterlerinden daha seksiydi ama bundan daha önemlisi... Bundan daha önemlisi yok. Tamam, işi şakaya vurmazsak Cam'i sevmemin en büyük nedeni kusurlarının bulunması. Cam o kadar ön yargılı bir insan ki... Ve bu ön yargılarını gerçek bir yargıymış gibi değerlendirip çok bilmiş bir eda ile insanların yüzüne söyleyebiliyor. En azından kitabın başında öyleydi ve bu beni ciddi anlamda sinir etti. Hani bir insanlar bakışırsınız, onun hoş biri olduğunu düşünürsünüz ama o ağzını açtığı anda her şeyi berbat eder ya, Cam'e karşı yaşadığım tüm hisler bunlardı kitabın başında. Kitabın sonuna doğru bile ona hala bu konuda gıcıktım ama kendisi de hatalı davrandığını fark ettiğinden daha fazla kızamadım. Jo ise ne bileyim... Bazı özellikleri bana çok benziyordu mesela. Örümceklerden korkması ama onları asla öldürmemesi, kardeşine karşı bu kadar sahiplenici olması, bazı konularda düşünce yapısı... Bende bulunan birkaç özelliği onda görmek kendimi ona daha yakın hissetmeme sebep oldu. Bu sayede ise kitabı daha çok sevdim. Sevdiğim tek yetişkin kitabı olduğundan bu tarz okuyucularına şiddetle tavsiye ederim, bir dahaki yorumda görüşmek üzere!
Kitap Adı: Karanlık Zafer Orijinal Adı: Dark Triumph Yazarı: Robin Lafevers Seri: His Fair Assassin, #2 Çevirmeni: Taylan Taftaf Yayınevi: Dex Kitap Sayfa Sayısı: 475 Yayın Yılı: 2014 Türü: Fantastik, Romantik Goodreads Puanı: 4.18 (17,653 Oylama) Puanım: 5/4
Genç, güzel ve zalim.
Sybella, Ölüm Tanrısı Aziz Mortain'in manastırında bir suikastçı olarak eğitilmiş ve sonrasında Breton sarayına gönderilmişti. Şimdi çok tehlikeli bir görev için sarayın karanlık dehlizlerinde dolaşıyor. Yüzüne taktığı maske ile o artık, Ölüm'ün en tehlikeli silahı. Babasını gazabı ürkütücü ve kardeşinin sevgisi tekinsiz. Sybella her şeye rağmen, uğruna yaşayacağı bir amaç bulunuyor.
Ölüm'ün Hizmetkarları üçlemesinin ikinci kitabı olan Karanlık Zafer tehlikeli bir kaçış, karanlık güçler ve tarafını seçmek üzerine...
Herkese merhaba! Ölümcül Merhamet'ten sonra Karanlık Zafer'le Ölüm Hizmetkarları'nın okuma etkinliğine hız kesmeden devam ediyoruz. Sybelle'nin hikayesinin anlatıldığı Karanlık Zafer bize her şeyin, ilk kitapta olan her şeyin diğer yüzünü gösteriyor.
Ölümcül Merhamet'i okumayanlar için spoiler olabilecek herhangi bir yargıdan bahsetmeyeceğim, o nedenle yorumu gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. Ölümcül Merhamet yorumum için tıklayın.
Sybelle tıpkı Ismae gibi St. Mortain'nin kızı ki zaten ilk kitapta da ara ara rastladığımız, Ismae'nın yakın arkadaşlarından biri olan bir karakterdi. İlk kitapta ikisi de görev başındayken yolları kesişmişti ama biz neden yollarının kesiştiğini, Sybelle'nin neden Kont d'Albret'in yanında olduğunu öğrenememiştik. Bu kitapta bunun sebebini öğrendiğimiz gibi hem Sybelle için üzülüyor hem de onun yanıp duran intikam ateşi sayesinde d'Albret'in ölümünü göreceğimiz düşüncesi ile seviniyoruz.
Öte yandan Sybelle'nin manastırdan önceki yaşamından Ölümcül Merhamet'te hiç bahsedilmezken Karanlık Zafer'de daha önceleri d'Albret'in ona çektirdiklerini öğrendiğimiz zaman hem üzülüyor hem de d'Albret'in ölmesini daha çok istiyoruz. Adam ciddi anlamda nefret edilesi bir karakter zaten.
Birinci kitapta esir alınan Canavar'ı bu kitapta daha fazla görüyoruz ki, Canavar favori karakterlerimden biri olduğu için bu, kitabı daha bir heyecan ve merakla okumama sebep oldu.
Kitapta en çok dikkatimi çeken şey Sybelle ile Ismae arasındaki farklar oldu. İkisinin karakterleri, inançları ve fikirleri arasında o kadar çok fark var ki bu farklar yazarı bir kez daha sevmeme sebep oldu. Örneğin Ismae manastıra inancı tam olan, hangi emri verirlerse versinler bir saniye olsun tereddüt etmeden bu emri yerine getiren bir karakterdi. En azından kitabın başlarında. Ama Sybelle'nin manastır ve Mortain'e olan inancı pamuk ipliğine bağlı, ona inanmayı çok istiyor ama gerçek olmadığını içten içe biliyor. Eğer ona inanırsa d'Albret'le hiçbir bağı kalmayacağı için inanmayı istiyor, gerçekten inandığı için değil. Başka bir örnek verecek olursak Ismae insanları öldürmek konusunda sadece Mortain'e hizmet ettiği için bunu yaparken Sybelle öldürmekten bir nevi zevk alıyor, bu konuda da kendisine oldukça güveniyor. Yani Sybelle için işaretlenmemiş birini öldürmek oldukça basit.
O ikisi arasında bahsedeceğim yüzlerce fark bulabilirim ve bu farklar oldukça hoşuma gitti. Çünkü yazarların yazdığı her bir kitabı incelediğimiz zaman ana karakterler arasında bir sürü benzerlik bulmamız oldukça olağan. Her yazar yazdığı kitaba kendisinden bir parça katar. Ama Robin Lafevers yazı dilini Ortaçağ'a ayarlamakla kalmamış, bize birbirinden oldukça farklı karakterler yaratarak ustalığını en azından benim gözümde bir kez daha kanıtlamış oldu.
Sanırım Lafevers favori yazarlarımdan biri oldu bu kitaplar sayesinde. Mortal Heart'in çevirisinin ne zaman tamamlanacağını çok ama çok merak ediyorum.
Son olarak bu iki kitabı da çok ama çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Hani ikisi arasında hangisini daha çok sevdiğimi düşündüm ama bir karara varamadım. İkisi de o kadar güzeller ki!
Facebook sayfamızda bulunan, bir kişiye Ölümcül Merhamet ve Karanlık Zafer'i hediye ettiğimiz çekilişimize katılmak için tıklayın. Aşağıya Karanlık Zafer ve Mortal Heart'ın tanıtım videosunu da bırakıyorum. Bir dahaki yorumumda görüşmek üzere!
Kitap Adı: Ölümcül Merhamet Orijinal Adı: Grave Mercy Yazarı: Robin Lafevers Seri: His Fair Assassin, #1 Çevirmeni: Taylan Taftaf Yayınevi: Dex Kitap Sayfa Sayısı: 492 Yayın Yılı: 2013 Türü: Fantastik, Romantik Goodreads Puanı: 3.94 (51,153 Oylama) Puanım: 5/4
On yedi yaşındaki Ismae, babasının onun için yaptığı anlaşmalı evlilik dehşetinden, gizemli bir keşiş tarafından kaçırılır. Götürüldüğü manastır, Ölüm Tanrısı Aziz Mortain için eğitilen,kendisininki gibi garip yara izleri taşıyan kızlarla doludur. Burada, Ölüm Tanrısının onu tehlikeli hediyelerve korkunç bir kaderle kutsadığını öğrenecektir. Manastırda kalmayı seçerse rahibeler tarafından bir suikastçı olarak yetiştirilecek ve Ölüm Tanrısının intikamını alacaktır.
Ismae çok önemli bir görev için Breton sarayına gönderilir; hem entrika ve ihanetin ölümcül oyunlarına hem de yapması imkânsız seçimlere karsı savunmasızdır: Ismae, Tanrısına mı yoksa kalbine mi hizmet edecek? ***
Ölümün Hizmetkârları üçlemesininilk kitabı olan Ölümcül Merhamet tehlikeli bir aşk, zehirle gelen ölümler ve kendi yolunu bulmak üzerine... ***
"Entrika ve gaddarlık, tutku ve acı...daha fazlası için sabırsızlanacaksınız." New York Times "Bir solukta okuyacaksınız Şüphe, şehvet ve merhamet." Kirkus Herkese merhaba! Muhteşem bir cumartesi gününde, bir o kadar muhteşem bir kitap ile karşınızdayım. Cadılar olarak Robin LaFevers'ın Ölüm Hizmetkarları üçlemesinin ilk iki kitabının okuma etkinliğini yapıyoruz. Takipte kalmanızı şiddetle öneririm çünkü okuma etkinliğimizle beraber bitecek olan bir çekilişimiz var! Bir kişiye Ölümcül Merhamet ve Karanlık Zafer'i hediye ediyoruz. Çekilişe katılmak için tıklayın. Uzun zamandır bu tarzda kitaplar okumadığımdan Ölümcül Merhamet'i okurken oldukça keyif aldım. 16. yüzyılın Britanya'sında geçen Ölümcül Merhamet içinde savaş, entrika ve güçlü karakterler barındıran fantastik bir kitap. Kitaptaki karakterlerin dini inançları ön planda ve açıkçası bu biraz benim kafamı karıştırdı. Britanya'da insanlar dokuz azize inanıyor fakat bazı yerlerde azizlerine tanrı diyen insanlarla da karşılaşıyoruz. Çok tanrılı bir inanç mı, mezhep gibi bir şey mi pek çözemedim ama ince elenip sık dokunan bir mesele bu. Aziz Mortain, Ölüm'ün koruyucu azizi kitapta en fazla bahsedilen aziz ki zaten olaylar bunun etrafında gelişiyor. Aziz Mortain'e hizmet etme amacıyla kurulmuş manastır, Mortain tarafından sahiplenilen kadınlarla dolu bir manastır ama manastır kelimesi sizi aldatmasın. Bu manastırda bulunanlara bıçaklar ve hançerleri nasıl kullanacağı, kocaman cüsseli adamların nasıl boğularak öldürüleceği, nasıl zehirler yapılacağı, kısacası birini öldürmek için başvurulacak her yol öğretiliyor. Ismae ise Mortain tarafından sahiplenen, babası tarafından çekmediği kalmamış on yedi yaşındaki bir kız. Acılarla dolu bir hayatı var. Babası tarafından zorla evlendirildiği sırada Aziz Mortain rahibeleri tarafından kurtarılıp manastıra getiriliyor. Bu Ismae'nın hayatında bir nevi milat oluyor ve hayatının geri kalanını Mortain'e hizmet etmek için kısa bir sürede hazır oluyor. Manastırdan aldığı emirlere göre insanları öldürdüğü gibi de ölecek insanların üzerinde iz de görebiliyor Ismae. Bu sadece onun sahip olduğu bir özellik de değil, manastırda Mortain'e hizmet eden herkesin sahip olduğu bir özellik. Mortain ise Britanya'yı koruyor, ona ihanet edenleri ölüm ile cezalandırıyor. Mortain'e hizmet edebilmek amacı taşırken Duval ile yolları kesişiyor. Kayıtsız şartsız olarak bağlandığı Mortain'e karşı olan sorumluluklarının önüne geçecek başka şeyleri engellemek için kendi içinde yaşadığı çelişkiler ilk başlarda neredeyse fark edilmeyecek derecedeyken kitabın başındaki Ismae ile sonundaki Ismae arasında dağlar kadar fark olduğunu görüyoruz. Başka bir tabirle Ismae büyüyor, özgür düşünceye sahip oluyor. Okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu söyleyebileceğim Ölümcül Merhamet her yönüyle dört dörtlüktü. Özellikle 16. yüzyılı anlatırken ince eleyip sık dokuyan Lafevers, dönemine göre yazmayı başarmış usta bir yazar. Betimlemeleri, kullandığı kelimelerin hepsi sizi gerçek hayattan koparıp 16. yüzyılın Britanya'sına fırlatıveriyor. Yaptığı işin ne kadar zor olduğunu bildiğim için onu içten içte takdir etmekten kendimi alamıyorum. O dili yakalaması müthiş bir şey. Hayalgücünün mükemmel olmasının yanına bir de bu eklenince ortaya muhteşem bir kitap çıkıyor. Vıcık vıcık aşklardan da hoşlanmadığım için bu yazara bir artı daha veriyorum, aşk konusunda o ince çizgiyi öyle güzel yakalamış ki bir kez daha ona hayran kalmamı sağladı. Kitabın kapağı! Evet, bunun benim için ne kadar önemli olduğunu tekrar etmek istiyorum. Bu kitabı sadece kapağı bu kadar güzel olduğu için bile okuyabilirdim. Öyle güzel bir kitap, öyle güzel bir kapak... Bir daha ki yorumumda görüşmek üzere!
"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." ? ...kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. "Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın." Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... ?Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı...?Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...
Kitap Adı: Aşka Var Mısın? Özgün Adı: Eversea Yazar: Natasha Boyd Çevirmen: Filiz Tülek Sayfa Sayısı: 366 Türü: Romantik, Yeni Yetişkin Yayınevi: Yabancı Yayınları Yayın Yılı: 2014 Liste Fiyatı: 20 TL
Harika bir çarşamba gününden herkese merhaba! Bu hafta birazcık canım sıkkın fakat önümüzdeki hafta berbat bir ruh hali içinde olacağımdan hafta bitsin hiç istemiyorum doğrusunu söylemek gerekirse. Canımın sıkkın olmasının sebebi bu pazar günü saat onda yapılan sınav. Hayır, hayır, ben sınava girmedim fakat bu pazar saat onu bir salise geçe artık ben de bir YGS öğrencisi oldum. Bunun düşüncesi açıkçası biraz canımı sıkıyor ama haftaya yazılılar başlayacak ve ben bu haftamı rahatça okuyarak geçirmek istiyorum. Tabi, artık derslere yüklenme vakti geldiğinden de teker teker her şeyden elimi ayağımı çekiyorum. İşe telefonumu aileme gönül rızasıyla vererek başladım, şaşırmadı değiller ama kendim için yararlı olduğuna inandığım şeyi yapıyorum. Neyse, bu kadar karamsarlık ve ciddi konuşmalar yeter. Harika bir kitap okudum ve onunla alakalı düşüncelerimi de sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle sormak istediğim bir soru var, Yabancı Yayınları sizce de bağımlılık yaratan kitaplar çıkarmıyor mu? Bana soracak olursanız sürekli görmek istediğiniz güzel kapakları, gördüğünüz zaman ağzınızı açık bırakacak ve "Bu kitabı sırf bunun için alırım!" dedirten ayraçları, çevirdikleri kitaplar konusunda nokta atışı yapıp o kitaplarla kalplerimize koskocaman bir taht inşa etmeleriyle kesinlikle ama kesinlikle favori yayınevlerimden, hatta ilk sırada yer alıyor. Özellikle son zamanlarda çıkardıkları kitaplar var ya... İşte onları anlatmaya kelimeler yetmez. Yabancı bu sene bomba gibi! Biz de Melis Kitaplar Diyarında ve Kitap Dedikodusu'yla Yabancı'nın o muhteşem kitaplarından birinin, Aşka Var Mısın? 'nın okuma etkinliğini yapalım dedik. İkinci kitap Sonsuz Kadar çıkalı çok olmadı, henüz onu okumadım ama en az Aşka Var Mısın? kadar güzel olacağına eminim. Kitabın içeriğine geçmeden önce şu güzel mi güzel kapağı övmek istiyorum. Kapaklarında insanların yüzlerinin gösterilmesini o kadar çom sevmeyen bir insanım, kapak üzerindeki insanlar nedeniyle karakterleri kendi düşüncelerim doğrultusunda şekillendiremiyorum, dayatmalar beni kısıtlıyor. Aşka Var Mısın? 'ın kapağında ise böyle bir durum söz konusu dahi değil. En sevdiğim renklerden biri olan mavinin harika bir tonuna sahip deniz taşlarının hakim olduğu tatlı, huzur dolu ve romantik bir kitap kapağı bence. Orjinal kapak mı bilmiyorum, büyük bir ihtimal öyledir ama ister orjinal olsın isterse olmasın bu kapak bence bu kitaba cuk diye oturmuş. Ben çok sevdim. Tamam, artık kitabın konusunda geçiyorum. Keri Ann sıradan bir işe sahip, sıradan bir kasabada sıradan arkadaşlarıyla vakit geçiren sıradan bir insan. 22 yaşında fakat kendini hayatın akışına öylece bırakmış, tek gayesi abisi Joey'in tıp fakültesini bitirene kadar kendilerine büyükannesinden miras kalan eski mi eski evlerinde kalıp evi bir düzene sokmak. Abisi okulu bitidiğinde üniversite okuma sırası ona gelecek, çünkü böyle anlaştılar. Hemen araya gireyim, bence abisi için yaptığı şey Keri Ann'in ne kadar fedakar olduğunu gösteriyor ki bu özelliğine benden artı puan. Uzun, çok uzun zamandır bu kasabada yaşıyor ve içten içe başka bir yerlere gitmek için de can atıyor ama kasabadaki hayatını sevdiğini de görüyoruz. Uzun zamandır küçük bir kasabada yaşamanın faydaları, hemen hemen herkes birbirini tanıyor. Bazen samimi, bazen de bunaltıcı olan bu kasaba hayatını renkli kılan çocukluk arkadaşı Jazz ise oldukça tatlı ama bazı konular hakkında Keri Ann'den çok daha tecrübeli ve magazi düşkünü bir kız. Bazı konular demişken, Keri Ann 22 yaşında falan ama daha önce bir kişiyle dahi çıkmamış! Ah Keri... Güzel, gencecik bir kızsın ama hayata o kadar kapılmışsın ki kendini unutmuşsun be tatlım. Ben bu duruma yok artık diyorum ama onu da anlamıyor değilim. Keri Ann kendi hayatında takıla dursun, Hollywood'un göz bebeği, yakışıklı mı yakışıklı, beyaz perdedeki yeteneğiyle çığır açmış ve Keri Ann ile Jazz'in en sevdiği kitabın ana karakterini canlandıran, genç kızların sevgilisi Jack Eversea'ye geliyoruz. O kadar anlattım ki kafamda hayali alkışlar çaldı. Jack... Jack, Jack, Jack... Sıkı durun çünkü bu adam muhteşem bir şey. Book-boyfriend dediğimiz topluluğa yaraşacak cinsten hem de. Zavallı Jack, sevgilisi Audrey'in ihanetine dayanamayıp kafasını dinlemek için ortadan kayboluyor. Tabi bu olay basının ilgisinin üzerine çekilmesine sebep olurken o küçücük bir sahil kasabasında, tanınmamak için uğraşırken spot ışıklarının yokluğunun tadını çıkarıyor ama sevgilisinin yaptığı şeyden dolayı da canının yanmasına engel olamıyor. Tekrardan araya giriyorum, duygusallık konusunda aşırı kaçan erkekler bana yapmacık gelse de odun olanlardan da hoşlanmıyorum ve Jack karakteri bence ne odun, ne de aşırı duygusal. Bu konuda harika bir ayar tutturmuş olmasının yanı sıra bir megastar olması rağmen ne kendini beğenmiş egoist pisliğin teki ne de alçakgönüllüğüne güvenerek halkın arasına karışmaya çalışacak kadar saf. Açıkçası ben birazcık daha "Ben yakışıklı, yetenekli ve paraya para demeyen Jack Eversea," modunda bir insanla karşılaşmayı bekliyordum, o nedenle de şaşırdım ama havasından geçilmeyen bir aktör ile karşılaşsaydım Jack'i bu kadar sevmeyebilirdim. Devam ediyorum... Jack tabi kaça kaça Keri Ann'in yıllardır yaşadığı kasabaya kaçıyor ve kaderin cilvesi onları bir araya getiriyor. İlk başlarda birbirlerine olabildiğince arkadaşça davranmaya çalışsalar da sonradan işler kızışıyor diyebilirim, daha fazlası spoiler olur çünkü. Keri Ann'in yerinde olsam diyorum, acaba en sevdiğim kitabın en sevdiğim karakterini beyaz perdede canlandıran bir adama karşı koyabilir miydim? Hadi ama, kimse koyamaz. Keri Ann ciddi anlamda kendi içinde mücadeleler veriyor çünkü mantığı ve kalbi çelişiyor. Sonuçta o ünlü bir aktör ve ilişkilerinin geleceği yok ama yine de Jack... Gerçekten çok zor bir duruma düşüyor. Natasha Boyd'u çok sevdiğimi söylemeliyim çünkü hem yetenekli kalemi hem de yarattığı karakterlerinin gerçekçiliğiyle beni etkileyebilen yazarlardan. Bazı yazarlar var ki resmen karaktere ısınmanıza engel olup tüm bir kitabı kuru bir şekilde okumanıza sebep oluyor, genelde o tür kitapları okuduktan birkaç gün sonra insan karakterlerin adlarını dahi unutuyor ama Natasha Boyd kesinlikle o kesimde değil. Hani karakterleri ruhsal açıdan bana benzemese de bana bunu sevdirtebilmesi, bir ilişkiyi suyunu çıkarmadan güzelce anlatabilmesi ve anlamak için kendimi kasmadığım, kapağı gibi huzur dolu cümleleriyle favori yazarlarımın arasına girmesi çok yakın. Seçtiği konuyu işleme tarzını da oldukça başarılı buldum fakat değinmeden geçemeyeceğim bir nokta var. Kitabın sonralarına doğru olan bir şey spoiler vermeyi pek istemiyorum ama söylemezsem içim rahat etmez. SPOİLER Audrey'in yaptığı neydi yahu öyle? Ben hamileyim diye ortaya çıkıp her şeyi mahvetmesi yetmezmiş gibi Jack de ondan beklemeyeceğim tepkiler verdi. Yani Jack'in karakter yapısına sahip bir insanın yapacağı iş değil, kanacağı oyun değil. Olmamış Natasha, olmamış. Jack Audrey'in bir lafıyla Keri Ann'i arkada bırakacak bir insan olamaz. SPOİLER SONU Evet, yorumumun sonuna gelmiş bulunmaktayız. Yabancı harika kitaplar çıkarmaya devam ederken takipte kalması sakın ama sakın ihmal etmeyin. Aşka Var Mısın? romantik ve yeni yetişkin okurları için birebirken başka türleri okumaktan hoşlananların da seveceğine eminim. Sonsuza Dek de çıkmışken bence bir göz atın.
Benden bu kadar millet, en kısa zamanda -ki büyük bir ihtimal birkaç vlog ile döneceğim- görüşmek üzere!
Tek bir seçim onu geçmişinden kurtaracak, tek bir seçim onu geleceğine kavuşturacak, tek bir seçim tehlikeleri açığa çıkaracak, tek bir seçim onu sonsuza dek değiştirecek, tek bir seçim onu özgürleştirecek. VeronicaRoth, dünya çapında çok satan Uyumsuz serisine, okurların çok sevdiği Tobias'ın, yani Dört adlı karakterin gözünden yeni bir kitap ekliyor. Transfer, Çömez, Oğul ve Hain başlıklarından oluşan dört hikâyeye ek olarak Tobias'ınTris'le yaşadığı çok özel anların kayıtlarını da içeren Dört, Tobias'ın geçmişine ve kalbinden geçenlere dair heyecan verici ipuçları barındırıyor. Efsanevi Uyumsuz üçlemesinin başlangıcına tanık olmaya hazır mısınız?
Merhaba arkadaşlar, nasılsınız bakalım? Ben bomba gibiyim, sebebi ise çok belli değil mi? On dördüncü blog turumuzda muhteşem bir kitapla karşınızdayız. Hani kelimenin tam anlamıyla MUHTEŞEM.
Biliyorsunuz, ya da bilmiyorsunuz, ilk defa bir turda vlog yapıyorum. Zaten kısa bir süre önce başlamıştım bu işe, o nedenle hatalarımı mazur görürsünüz artık.
Çekilişe katılmayı sakın ama sakın unutmayın, iki kitaptan birini kazanma hakkını kazanabilirsiniz. Çekilişe tam olarak buradan ulaşabilirsiniz.