23 Nisan 2015 Perşembe

Okuma Etkinliği ✖ Aşkın Müziği - Kylie Scott (Stage Dive, #1)

Kitap Adı: Aşkın Müziği
Kitabın Orjinal Adı : Lick  
Yazarı : Kylie Scott
Seri Adı : Stage Dive
Tür : Yetişkin 
Yayınevi : Yabancı
Goodreads Puanı : 4. 19




Vegas’ta geçireceği gecenin sabahını hiç de böyle planlamamıştı. 
Evelyn Thomas’ın yirmi birinci doğum gününü Las Vegas’ta kutlamak gibi büyük planları vardı. Ama kesinlikle akşamdan kalma bir halde banyo zemininde uyanmak, otel odasında son derece yakışıklı ve dövmeli yarı çıplak bir adamın varlığı ve parmağında King Kong’u korkutabilecek boyutta bir yüzük bu planlar arasında değildi. Bir de tüm bunların nasıl olduğunu bir hatırlayabilseydi…




  Herkese merhaba! 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızla Regaip Kandilinizi kutluyor, güzel bir tatil geçiriyor olmanızı ümit ediyorum. 

  Bana sorarsanız bu tatil çok yaradı, uzun zamandır üzerimde olan uykusuzluğu saatlerce, okula gitme derdi olmadan uyuyarak attım. Tabi sonradan pişman olmadım değil, güne erken başlamak her zaman daha güzel oluyor. 

  Evet, Aşkın Müziği'nin okuma etkinliğine bugün başlıyoruz, okuma etkinliğinden sonra Aşkın Ritmi'nin blog turu olacak, çekilişimiz de olacak, takipte kalın.

  Aşkın Müziği'nde yazarımız Kylie Scott bizi yakışıklı gitarist David Ferris ile tanıştırıyor ama ne tanıştırma. Evelyn Thomas'ın Vegas'ta evlenmesi üzerine dünyaca ünlü rock grubu Stage Dive, David ile birlikte bildiğiniz paket halinde geliyor. Bu... Bunun ne kadar muhteşem olduğu anlatılamaz.

  Evelyn'in Vegas'ta yaşadıklarını sabah uyandığında hatırlamaması sonucu olaylar gelişiyor. 

  Ben şahsen bu duruma David'in aşırı tepki verdiğini düşünüyorum. Tamam, o gece onun için çok önemli ve güzel bir gece olabilirdi, evlenmiş de olabilirdi ama bu zaten tahmin edilebilecek bir gelişmeydi bence. Tabi kitapta sonradan David onun hiç o kadar sarhoş görünmediğini düşündüğünü söylediği zaman bu olayın onun için ne kadar da şok edici olduğunu gördüm ama yine de sabah çok kaba davranmıştı. Belki de üzüntüsünü hep böyle dışarı vuran bir karaktere sahiptir çünkü buna benzer davranışlarıyla birkaç kez daha karşılaşmıştık. 

  Aşkın Müziği'nden önce Natasha Boyd'un Aşka Var Mısın? ve Sonsuza Kadar'ını okuduğum için ister istemez hem konu hem karakterler hem de yazı dili olarak karşılaştırmalar yaptım, bazen tutup David'e kızdım bazense Keri Ann'e. İkisinde de ünlü insanlar söz konusu olmasına rağmen kadın karakterlerin karşılaştıkları zorluklarla baş etme yöntemlerinin ne kadar farklı olduğunu gördüm örneğin. 

  Yazarın kalemi oldukça akıcıydı, cümleler samimiydi ve hızlıca karalanmış gibi görünmesine karşın üzerinde fazla düşünülmüş cümlelerin Evelyn'e uymayacağını düşündüğümden bu beni hiç rahatsız etmedi. Tek şikayetim her şeyin çok hızlı gelişmesi ama kitap zaten buna dayandığından bir şey de diyemem ki, Evelyn David'le tanışalı bir gün olmamışken kendini medyanın önüne atılmış buluyor. Kitabın olayı bu, her şey olabildiğince hızlı ilerliyor. 

  Öte yandan benim en sevdiğim karakter baterist Malcolm'du, espri anlayıcı olsun, içtenliği olsun onun adını duyduğum sayfada yüzümde bir gülümseme oluşmasına engel olamıyordum. Hatta onun Lauren'la olmasını o kadar çok istedim ki... Lauren'la özel bir sahneleri yoktu ama karakter bakımından birbirlerine çok yakışacaklarını düşünmüştüm. Aşkın Ritmi'nde her ne kadar Malcolm'u daha fazla görecek olsak da Lauren'le olmayacağı düşüncesi beni üzüyor. Her şeye rağmen, henüz okumamış olsam da Aşkın Ritmi Malcolm sayesinde muhteşem bir kitap olacakmış gibi görünüyor. Ben şimdi onu okumaya gidiyorum, Aşkın Müziği'ni okumadıysanız kaçırmayın derim, Aşkın Ritmi'ni okumayı planlayanlar da ellerini çabuk tutsun. 

  En kısa zamanda görüşmek üzere!

20 Nisan 2015 Pazartesi

Okuma Etkinliği ✖ Sonsuza Kadar - Natasha Boyd (Eversea, #2)





  Herkese koskocaman bir merhaba!

  Harika bir haftanın başlangıcındayız ve yine bir o kadar harika bir kitapla karşınızdayım. Aşka Var Mısın?'ın devam kitabı Sonsuza Kadar ile Jack Eversea ve Keri Ann'in hikayesi devam ediyor, bizleri de bu hikaye ile derinden etkilemeyi başarıyorlar. Aslında burada maharet yazarımız Natasha Boyd'da, kendisi oldukça başarılı yazarlardan. Geçenlerden kitaplarının Goodreads puanlarına bakıyordum ki, tek böyle düşünen ben değilmişim, kitaplarının puanları oldukça iyi ki yazdığı cümlelerin kalitesine bakarak kendisinin tecrübe sahibi bir yazar olduğunu da rahatlıkla görebiliriz.

  Neyse, Sonsuza Kadar'dan biraz bahsetmek istiyorum ama Aşka Var Mısın?'ı okumayanlar ve okumayı düşünen insanlar için bu yorumu okumalarını önermiyorum. SPOİLER VERECEĞİM. Spoiler vermeden Sonsuza Kadar hakkında nasıl yazabilirim ki?

  Evet, Aşka Var Mısın? belirsizlik içinde bitmiş bir kitaptı, Jack o ruh haliyle ne yapacağını bilemez bir şekilde başını alıp gitmişti ve benim düşündüğüm direkt Keri Ann'in yanına geleceğiydi. Ne yazık ki ünlülerin dünyasında işler böyle yürümüyor. Jack'in en çok istediği şey Keri Ann'e dönmek olmasına rağmen ortada bir Audrey unsuru var. Ah, her kitapta olan o şirret kadın profiline bu kadar kusursuzca oturmasa olmaz mıydı? Audrey'in hamilelik komplosundan sonra vermesi gereken tepkinin onda birini bile vermedi Jack ve bir de bunun üstüne Keri Ann'e dönmek için ne zorluklar yaşadı. Ama hepsi Keri Ann'i korumak içindi, o ayrı bir mesele. 

  Sancı dolu birkaç aydan sonra tekrar karşılaşıyor karşılaşmasına ama Keri Ann hayatının gidişatı sevmiş, geleceğinde gördüğü şeyleri hiçbir şekilde riske atmak istememiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Belli ki acı dolu aylarının üstesinden gelip güçlü bir şekilde ayaklarının üzerinde durmuş ve kariyerinde parlak bir başarı yakalamış ama Jack'le beraber olarak bunların hepsine güle güle demek zorunda kalacağını düşündüğünden mutlu bir kavuşma yerine çalkantılı bir süreç anlatılıyor kitapta. Hem de ne çalkantılı. 

  Natasha Boyd hem olabildiğince akıcı bir dile hem de güçlü bir kaleme sahip harika yazarlardan bir tanesi, yukarıda bahsettiğim gibi. Romantik her ne kadar ilk tercihim olmasa da okuyucuyu kitaba bağlayan o görülmez bağ sayesinde kitabı okurken hangi türü daha çok sevdiğinizin bir önemi kalmıyor. İnce bir kitap olmamasına rağmen kitap hemencecik bitiveriyor. 

  Jack elbette hemen dönemedi ama bu benim sinirimi o kadar bozdu o kadar bozdu ki suçu Jack'te aramaya başladım, sanki bıraksalar Keri Ann'e dönmeyecekmiş gibi. Keri Ann'e de sinir olmadım değil ama abisiyle yaptığı birkaç konuşmadan sonra onu her ne olursa olsun destekler olmuştum. Keri Ann bu kitapta benim gözümde güçlü bir kadın imajı çizmiş, ilk kitabın aksine kendi önceliklerini geri plana atmak yerine ne istediğini bilen bir kadına dönüşmüştü. Ama her ne imajı çizerse çizsin, ne kadar olgunlaşırsa olgunlaşsın Jack Eversea gibi birini bu kadar süründürmek bence sadistlik, saçmalık. Her iki taraf için uygun bir çözüme daha erken varabileceklerini düşünüyordum. 

   Aşka Var Mısın?'ı okumayanlar bir an önce o kitabı okumalı, okuyanların ise zaten Sonsuza Kadar'ı okumadan duramayacağını kendimden bildiğimden acele etmeli diyorum. Şimdilik benden bu kadar, görüşmek üzere!

18 Nisan 2015 Cumartesi

17. KCY Blog Tur : 30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor - Burçin Çelik | Alıntılar + Ön Okuma


Herkese koskocaman bir merhaba! 

   17. Blog Turumuzda Cadılar olarak 30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor ile karşınızdayız. 

Çok güzel alıntılarla ve tadımlık bir ön okumayla karşınızda olacağım ve bu iki görevle dopdolu bir post yayınlayacağımdan yorum kısmını da diğer Cadılara bırakıyorum. Gelelim eğlence dolu alıntılara:

Basit bir yemek mi? Ne yani dönerciye gidip dürüm mü söyleyecektik, ocak başında dumana mı bürünecektik, yoksa ayaküstü bir hamburgercide sıraya girip çocuk menüsü mü isteyecektik? Ne basit yemeği be adam! O yemeğe hazırlanmak benim kaç saatimi alacak senin haberin var mı?
...
Yeni gündem maddemi paylaşıyorum sizlerle dostlarım: Öğrenci sunumları! Çekilen kuralar, paylaşılan konular sonucunda, kel başa şimşir tarak hesabı, benim payıma da düştü feminizm belası. Ben kim feminizmi idrak edip, sindirip, arkadaşlarımı bu konuda aydınlatmak kim!
...

Korkularımı da alıp saklanabileceğim bir yer var mı dünya yüzünde? Hani şöyle kuytularda kalmış, unutulmuş, haritadan silinmek üzere olan bir yer…
...

Perdelerim! Benim canım perdelerim! Benim daha taksitlerini ödemeyi bitiremediğim canım perdelerim! Benim artık mazi olan, bahtsız perdelerim...
...
“Hayatımı şakaya çeviren kameralar! Neredesiniz, çıkın artık ortaya! Bu kadarı da fazla ama!”
...
“Arzu ettiğin şeyler, beklemekten vazgeçtiğin anda gerçekleşir. Bu; hayatın ‘Sen bakarken soyunamıyorum,’ deme şeklidir...
...
Başımın üzerinde bir süre şerefle taşıdığım boynuzların, ruhumda açtığı hasar telafi edilmemiş olacak ki, paranoyaya bağlayan zihnimi avutmak için önlemler alıyordum!
...
Ah, o evren yok muydu... Şimdiye kadar yuttuğu tüm olumlu mesajlarımı, üzerime kusmuştu!
...
Klimaları çalıştırın, menopozuma da çok var ama vücudum hararet yaptı!
...
Alın elinize bir tutam şanssızlık, tutarsızlık, aklı havadalık, bir de üzerine bir parça yüzsüzlük ekleyiverin; alın size Nazlı!
...
Hani bendeniz ununu elemiş, eleğini ulaşamaya¬cağı raflara kaldırmıştım ya; hani çikolatalı pastaya bağışıklığım vardı ya benim; olmayan kariyerime odaklanmıştım hani, hatırladınız mı? Nedir şimdi bu durumlar Nazlı, kendine gel!
...
Zor günlerim için kıyıda köşede bıraktığım şuh bir kahkahayı saklandığı yerden bulup çıkarıp eski kocamın üzerine salıverdim. Sana bir taraflarımla gülüyorum mesajıydı bu anlayana…
...
Ama çok geçmeden prensi daha iyi tanımaya başlamış Rapunzel… Olmadık yerlerden çıkan kirli çoraplar, kapatılmayan klozet kapakları, egemenliği kaybedilen televizyon kumandası, sürekli açık olan spor kanalları… Derken bulutların üzerindeki yolculukları kaba etlerinin üzerine sertçe düşmeleriyle son buluvermiş.
...
Sizi daha da merak ettirmeden ön okumaya geçiyorum..


13 Nisan 2015 Pazartesi

Okuma Etkinliği ✖ Zac Ve Mia - A. J. Betts











Hastanede olanZac'in en son tahammül edebileceği şey odasının yanına ona gore garip bir müzik zevki olan öfkeli ve inatçı birinin yani Mia'nın gelmesidir. Gerçek hayatta Zac asla onunla arkadaş olmazdı. Ancak hastanelerin kendi kuralları vardır ve burası başka bir dünyadır. Burada iletişim için duvara bir tıkla başlayan ve hemşireler üzerinden notlarla devam eden dostluk, ikisini de hiç beklemedikleri bir geleceğe götürür.






   Merhaba arkadaşlar! Nasılsınız bakalım? Bana soracak olursanız harikayım! Cidden. Aslında bu kadar iyi bir ruh hali içerisinde olmamam gerekir, malum sınavlar falan başladı ama mutluyum işte. Sebebi ne emin değilim, belki de Game of Thrones'un 
başlaması bunun en büyük etkenlerinden biridir. Umarım izlemişsinizdir çünkü ben internete düştüğünü görür görmez evde çığlıklar falan atıp hemen izledim. Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, bununla alakalı bir yazı paylaşmayı planlıyorum çünkü bununla alakalı konuşulacak tonlarca şey geliyor aklıma.

  Evet, Zac ve Mia'yı okuma ekinliği kapsamında Melis Kitaplar Diyarında ve Kitap Dedikodusu ile yorumluyoruz. Kitap Dedikodusu'ndan Merve'nin Zac ve Mia yorumuna buradan ulaşabilirsiniz.

  Kitabın içeriğinden uzatmadan bahsetmek istiyorum öncelikle. Ana karakterlerden biri Zac kansere yakalanmış bir vaka, kanser onu iliğinden yakalamış ve bir ümitsizlik kokan parmaklarını Zac'in boynuna dolamıştır. Bu Zac'in  dünya üzerinde her gün farklı sebeplerden, daha çok kanserden ölen insanların istatistiklerine takılmasına ve hayattan yavaş yavaş kopmasına neden olmuş ama neyse ki Alman iliği imdadına yetişmiş ve yaşama olasılıklarını arttırmıştır. Hatta bununla alakalı kitapta ufak bir espri var, arkadaşları Zac'e Aman iliğinden dolayı Helga diyor.

  Mia ise kansere denen illete tamamen hazırlıksız yakalanmış, dünyanın başına yıkıldığını düşünen alımlı ve güzel bir kız. Tamam, kimse kansere hazırlıklı bir şekilde yakalanmaz ama Zac Mia'ya göre bu durumu daha çok kabullenmiş, doğduğundan beri bunu bekliyormuşcasına kansere aşikar. Mia'ya göre diyorum, yoksa onun için de zor ama Mia... Kanserden önce oldukça sığ, tek derdi nasıl göründüğü ve popüleritesi olan tipik bir liseli. Bu nedenle kanser pençelerini onun boğazına attığından önce bu durumu kabullenmiyor, eski hayatına devam etmek istiyor ve bunu yapamadığını görmesi onu daha da asabileştiriyor.

  Odalarının yan yana olması ve Lady Gaga sayesinde tanışıp birbirlerinin hayatlarına dahil oluyorlar. Mia Zac'in sayesinde olgunlaşıyor, Zac Mia'nın sayesinde umuda sımsıkı tutunuyor. Birbirlerine yavaşça bağlanıyorlar. 

  Beni yorumuma gelince... Bu kitabı oldukça duygusal bir süreçten geçerken okuduğum için beni normalde etkileyeceğinden daha fazla etkiledi. Kedimden ayrılmak zorunda kaldığım, benim için acı dolu günlerdi ve kedimin ismi de Mia olduğundan bu kitabı er elime alışımda o aklıma geldi, üzüldüm de üzüldüm. Neyse ki şuan benimle, oldukça hasta olsa da.

  Karakterlerden birkaçı normalde karşılaşsam nefret edeceğim, yapmacıklıklarına yüzümü buruşturarak cevap vereceğim tiksinç insanlardı ama yazarın karakterleri işleyişi çok hoştu, ruhumuzun bile haberi olmadan birden karakterleri sevdirtebilme yeteneğine sahip, muhteşem biri. Gerçi Mia'nın sahneye ilk çıkışından ondan nefret ettim ama onu daha yakından tanıyınca, olayları onun gözünden görünce aslında ne kadar zeki ve güçlü bir insan olduğunu gördüm, onu benimsedim. Etrafındaki insanların hastalığından sonra ona karşı olan tutumlarında yüz seksen derece dönmelerinine karşı gösterdiği tepki, bunlar atlatış tarzı ve boş umutlara bel bağlamayıp kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışması kesinlikle onu benimsememe ve sevmeme sebep oldu. Bazen tökezledi ama en azından pes etmedi. Bence ilk başlarda olan tutumları dışında oldukça sevilesi bir kızdı ki ilk başta öyle olmasaydı Zac ile tanıştıktan sonra böyle bir değişim göstermezdi. 

  Zac ise ayrı bir dünya. Kafamda oluşan erkek klişeliklerine aykırı, kanserle boğuşurken güçlü ama diğer erkek karakterlere göre oldukça zayıf, eğlenceli, biraz karamsar ama bunu karşısındakine belli etmeyen harika bir insan. Mia'ya son zamanlarda olan tutumunu düşünüyordum da, çok iyi bir arkadaş olabilir. Genel erkek tiplemelerinden nefret ettiğimden Zac'in doğallığı kitabı okurken ona daha yakın hissetmeme sebep oldu. 

  Kitap bir Zac'in bir Mia'nın ağzından anlatıldığından olaylara farklı bakış açılarında bakabildik, bu çok iyi oldu yoksa Mia'nın davranışlarının sebebini ya da Zac'in aslında nasıl biri olduğunu anlayamayacaktık, bu sebeple yazarın her iki karakterin gözünden anlatması çok iyi olmuş. Elinize alıp kısacık  bir zaman diliminde okuyabileceğiniz akıcı, realist bir kitap. Fırsatını bulduğunuzda okumanızı tavsiye ederim.

  Şimdilik bu kadar, kısa zamanda görüşmek üzere!

28 Mart 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu ✖ Tesadüfler - Melis Özün Uslu & Yusuf Özoğul (Bilinmeyen, #1)

Kitap Adı: Tesadüfler
Yazarı: Melis Özün Uslu & Yusuf Özoğul
Yayınevi: Olimpos Yayınları
Sayfa Sayısı: 306
Yayın Yılı: 2015
Liste Fiyatı: 18 TL


   Merhaba millet! Nasılsınız bakalım? Tamam, uzun zamandır ortalarda görünmediğimi biliyorum ama sınav haftam vardı ve bilgisayarım bozulmuştu. Sınav haftamda bilgisayarımın bozulması aslında iyi oldu ama yine çalışmadım işte, aptalın tekiyim. YGS öğrencisiyim diye streslere giriyorum falan ama çalışmakla uzaktan yakından alakam yok.

   Henüz yazılı haftam bitmiş sayılmaz, üç yazılım daha kaldı ama onları hallederim ya. Bir tek halledemeyeceğim edebiyat var... Onda da şuan işlediğimiz konular falan eğlenceli, İngiliz edebiyatıdır, Alman edebiyatı falan işliyor büyük yazarlar ve klasikleri görüyoruz. Şu sıralar aşırı klasik okumak istiyorum o sebeple ama elimde tonlarca kitap var.

   Tonlarca kitap var demişken...

   Bir iki hafta sonra bomba gibi geliyorum, ya da Cadılar  olarak geliyoruz diyeyim. Bomba gibi kitaplar var, hem de bir sürü. Takipte kalın bence.

   Bu arada Ukitap'a katıldım, takas ettiğim birkaç kitap gelsin onunla alakalı da bir post paylaşmayı düşünüyorum. Orayı gerçekten çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Ben zaten okuduğu kitapları elinde tutmayı seven bir insan değildim, burası tam benlikmiş.

   Gelelim yorumlamak istediğim kitaba.

   Bilinmeyen Serisi'nin ilk kitabı, Tesadüfler ile karşınızdayım. Kitap çıkalı çok olmadı, yanlış hatırlamıyorsam turunu da Mavi Ay Kitap Kulübü yapmıştı ve ben de okuma şansı buldum. Kitabın yazarları (Evet, yazarları!) Melis Özün Uslu ve Yusuf Özoğul'u ilk defa okuyorum ve söyleyebilirim ki oldukça akıcı bir anlatıma sahipler. Kitap 300 sayfa kadar zaten, çok fazla değil ve akıcı da olduğundan hemencecik bitiveriyor.

   Konusundan biraz bahsedecek olursak... Arka kapağı okuyarak kitap hakkında oldukça az bilgiye sahip olacağınızdan spoiler vermeden sizi kitabın konusu hakkında bilgilendirmek istiyorum. Öncelikle, bu bir fantastik kitap. Türk ve fantastiği her ne kadar bağdaştıramasak da daha önce Tuba Arık'ın kitabı Paranoya gibi örneklerini gördüğümüzden kesinlikle ön yargılı yaklaşmıyoruz. Yine Paranoya'daki gibi yabancı isimler kullanılsa da bu beni artık rahatsız etmiyor, hatta bazen Tesadüfler gibi fantastik kitaplarda yabancı isimlerin kullanılması oldukça mantıklı oluyor.

   Kitap Alexander'ın Grand Marais'e gelmesiyle başlıyor. Alex Grand Marais'ten ciddi anlamda nefret ediyor ilk başlarda, zaten sırf annesi yalnız kalmasın diye oraya gidiyor ve yeni bir liseye başlıyor. Bana sorarsanız Alex bu konuda biraz saçma bir davranış sergiliyor çünkü yaşadığı ev oldukça eski ve güzel bir yer, yaşadığı yer ise sürekli kapalı bir havaya sahip. Yağmur... Alex'in bunları sevmemek için deli olması gerek.

   Alex'in büyükannesi de Grand Marais'te yaşıyor, üstelik büyükannesinin arkadaşının torunu olan Cristina ile aynı okula gidecek. Cristina ise Türk kökenli, büyükannesinin pastanesinde takılan kendi halinde bir kız. Okulda başına bela olan bir tip olması dışında normal bir hayata sahip, okul sakinleri tarafından dışlanan bir karakter. Alex ile karşılaştıktan sonra çok yakın arkadaş oluyorlar ve başlarına gelen gizemi çözmek için kafa kafaya veriyorlar.

   Daha sonra sahneye Rachel, Harry ve Nicholas çıkmasıyla Alex'in arkadaşlarıyla beraber sorumlulukları da artıyor. Gizemli bir şekilde kendisini bulan ve nasıl açılacağını bilmediği bir kitap, bu kitabı ele geçirmek isteyen kötü güçler ve her birinin edindiği özel güçler... Bütün bunlar bu kitapta toplanmış, ikinci kitabını ise merakla bekliyoruz.

   Kitap Alex ve Cristina olmak üzere iki bakış açısıyla, birinci tekil şahıstan kaleme alınmış. Bu konu hakkında bir bilgim yok ama tahminimce Cristina'ı Melis Özün Uslu, Alexandra'yı Yusuf Özoğul yazmış olabilir. Öyle ya da değil, iki bakış açısını da çok beğendim ama en sevdiğim Alex'in bölümleriydi. Ve bence iki bakış açısıyla yazılması iyi olmuş çünkü bazı kısımlar var ki her iki tarafta da neler olduğunu bilmemiz gerekiyor.

   Rahatsız olduğum tek bir nokta var, onu söylemeden geçemeyeceğim ki olayların gidişatıyla ilgili. İlişkiler çok ama çok hızlı ilerledi, gözümü bir an kapattım ve bir baktım onla o çıkmaya başladı. Yani tek bir kitap değil, seri sonuçta ve bence ilişkiler biraz daha ağır işlenebilirdi, işlense daha iyi olurdu çünkü karakterlerin birlikteliğine alışır ve onların beraber olmasını severdik. Bunun dışında oldukça iyi ve okunası bir kitaptı, hatta okuduğum birkaç kötü kitaptan sonra ilaç gibi geldi. Başta belirttiğim gibi akıcılığı bu kitabı çok güzel okutturuyor ve ben bu kitabı okurken bir nevi dinlendim, rahatladım. Belki de stres ve sınav dolu zamanlarımdan birine geldiğindendir, bilemem.

   Evet, yorumun sonuna gelmiş bulunmaktayız ve bu kitabı öncelikle fantastik sevenlere, daha sonra Türk yazar okuyucularına ve (hala kaldı mı bilmiyorum ama) Türk yazarların fantastik yazmalarına ön yargılı yaklaşan arkadaşlara tavsiye ediyorum. Bir zamanlar ben de aşırı ön yargılıydım bu duruma fakat birkaç güzel örneğini okuyunca önceliği onlara verir oldum, Paranoya gibi. Paranoya'yı da okumadıysanız bir an önce okuyun derim. Bu kitap için de Duygu Hanım'a çok teşekkür ederim. Şimdilik benden bu kadar, görüşmek üzere!

22 Mart 2015 Pazar

16. KCY Blog Tur ✖ Baksana Talihe (Talih, #2) - Müjde Aklanoğlu | Tanıtım Videosu

   


    Herkese koskocaman bir merhaba! 

   16. Blog Turumuzda Cadılar olarak Kör Talih serisinin ikinci kitabı olan Baksana Talihe ile karşınızdayız. 

   Kör Talih turundan bu yana çok uzun zaman geçmemiş olmasına rağmen bana aradan yıllar geçmiş gibi geldi, malum o zamandan bu yana Cadılar olarak bayağı yol kat ettik. Öte yandan böyle kalın kitapları bu kadar hızla yazabilen Müjde Aklanoğlu beni hayretlere düşürüyor. Eğer Müjde'nin kitaplarından birini okuduysanız, ya da en azından kitaplarından birini karıştırdıysanız kullandığı kelimelerin alışılagelmişin dışında olduğunu, uzun cümleler kurmakta üstüne olmadığını ve betimlemeler konusunda eline su dökülmeyeceğini bilirsiniz. Bazı okurlar betimlemelerin bu kadar olmasından rahatsızlık duyabilirler ama bence bu bir kitapta en önemli parçalardan bir tanesi. Betimlemelerin az yapıldığı, basit cümlelerden oluşmuş kitaplar benim için içi boşmuş gibi görünüyor, okurken yeterince keyif alamıyorum. Bana deli diyebilirsiniz ama bunlar benim için önemli şeyler. Ayrıca kullandığı kelimeler, dili kullanış biçimi bir yazarın hangi seviyede olduğunun göstergesi olduğunu düşünüyorum ve Müjde Aklanoğlu dili kullanma konusunda usta bir yazar.

   Öte yandan, birinci kitap benim için eğlencesi bol, bazı yerlerinde gülebildiğim bir kitapken ikinci kitapta üzüldük de üzüldük. Yani iki aşığın birbirlerine istemeden de olsa ne kadar acı çektirebileceklerini gördüm ve dedim ki, aşk bana göre değil. Hazal'ın çektiği acılar, ortasına düşüverdiği entirikalar... Ben olsam bırakıp arkama bile bakmadan kaçmıştım.

   Bu kitapta puntonun küçülmesinden oldukça şikayetçiyim efendim, okurken gözlerim bozulacak sandım. Kitapla alakalı tek şikayetimin bu olduğunu söyleyebilirim. Onun dışında ilk kitaba göre biraz daha ağır giden, biraz daha hüzünlü bir kitaptı.

Benden şimdilik bu kadar. Bilgisayarım bozulduğu için de tanıtım videosunu ancak bu kadar yapabildim, kusuruma bakmayınız. Hatırladım da, Kör Talih turunda da bilgisayarım bozulmuştu. Ah, ah şansa bak.

Çekilişe katılmayı unutmayın sakın, kitaplarımız da imzalı.




18 Mart 2015 Çarşamba

Okuma Etkinliği ✖ Aşka Var Mısın? - Natasha Boyd




"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." ?

 ...kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. "Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın." 

Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... ?Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı...?Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...

Kitap Adı: Aşka Var Mısın?
Özgün Adı: Eversea
Yazar: Natasha Boyd
Çevirmen: Filiz Tülek
Sayfa Sayısı: 366
Türü: Romantik, Yeni Yetişkin
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Yayın Yılı: 2014
Liste Fiyatı: 20 TL


Harika bir çarşamba gününden herkese merhaba! 

Bu hafta birazcık canım sıkkın fakat önümüzdeki hafta berbat bir ruh hali içinde olacağımdan hafta bitsin hiç istemiyorum doğrusunu söylemek gerekirse. Canımın sıkkın olmasının sebebi bu pazar günü saat onda yapılan sınav. Hayır, hayır, ben sınava girmedim fakat bu pazar saat onu bir salise geçe artık ben de bir YGS öğrencisi oldum. Bunun düşüncesi açıkçası biraz canımı sıkıyor ama haftaya yazılılar başlayacak ve ben bu haftamı rahatça okuyarak geçirmek istiyorum. Tabi, artık derslere yüklenme vakti geldiğinden de teker teker her şeyden elimi ayağımı çekiyorum. İşe telefonumu aileme gönül rızasıyla vererek başladım, şaşırmadı değiller ama kendim için yararlı olduğuna inandığım şeyi yapıyorum. 

Neyse, bu kadar karamsarlık ve ciddi konuşmalar yeter. Harika bir kitap okudum ve onunla alakalı düşüncelerimi de sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sormak istediğim bir soru var, Yabancı Yayınları sizce de bağımlılık yaratan kitaplar çıkarmıyor mu? Bana soracak olursanız sürekli görmek istediğiniz güzel kapakları, gördüğünüz zaman ağzınızı açık bırakacak ve "Bu kitabı sırf bunun için alırım!" dedirten ayraçları, çevirdikleri kitaplar konusunda nokta atışı yapıp o kitaplarla kalplerimize koskocaman bir taht inşa etmeleriyle kesinlikle ama kesinlikle favori yayınevlerimden, hatta ilk sırada yer alıyor. Özellikle son zamanlarda çıkardıkları kitaplar var ya... İşte onları anlatmaya kelimeler yetmez. Yabancı bu sene bomba gibi!

Biz de Melis Kitaplar Diyarında ve Kitap Dedikodusu'yla Yabancı'nın o muhteşem kitaplarından birinin, Aşka Var Mısın? 'nın okuma etkinliğini yapalım dedik. İkinci kitap Sonsuz Kadar çıkalı çok olmadı, henüz onu okumadım ama en az Aşka Var Mısın? kadar güzel olacağına eminim. 

Kitabın içeriğine geçmeden önce şu güzel mi güzel kapağı övmek istiyorum. Kapaklarında insanların yüzlerinin gösterilmesini o kadar çom sevmeyen bir insanım, kapak üzerindeki insanlar nedeniyle karakterleri kendi düşüncelerim doğrultusunda şekillendiremiyorum, dayatmalar beni kısıtlıyor. Aşka Var Mısın? 'ın kapağında ise böyle bir durum söz konusu dahi değil. En sevdiğim renklerden biri olan mavinin harika bir tonuna sahip deniz taşlarının hakim olduğu tatlı, huzur dolu ve romantik bir kitap kapağı bence. Orjinal kapak mı bilmiyorum, büyük bir ihtimal öyledir ama ister orjinal olsın isterse olmasın bu kapak bence bu kitaba cuk diye oturmuş. Ben çok sevdim. 

Tamam, artık kitabın konusunda geçiyorum. Keri Ann sıradan bir işe sahip, sıradan bir kasabada sıradan arkadaşlarıyla vakit geçiren sıradan bir insan. 22 yaşında fakat kendini hayatın akışına öylece bırakmış, tek gayesi abisi Joey'in tıp fakültesini bitirene kadar kendilerine büyükannesinden miras kalan eski mi eski evlerinde kalıp evi bir düzene sokmak. Abisi okulu bitidiğinde üniversite okuma sırası ona gelecek, çünkü böyle anlaştılar. 

Hemen araya gireyim, bence abisi için yaptığı şey Keri Ann'in ne kadar fedakar olduğunu gösteriyor ki bu özelliğine benden artı puan. 

Uzun, çok uzun zamandır bu kasabada yaşıyor ve içten içe başka bir yerlere gitmek için de can atıyor ama kasabadaki hayatını sevdiğini de görüyoruz. Uzun zamandır küçük bir kasabada yaşamanın faydaları, hemen hemen herkes birbirini tanıyor. Bazen samimi, bazen de bunaltıcı olan bu kasaba hayatını renkli kılan çocukluk arkadaşı Jazz ise oldukça tatlı ama bazı konular hakkında Keri Ann'den çok daha tecrübeli ve magazi düşkünü bir kız. Bazı konular demişken, Keri Ann 22 yaşında falan ama daha önce bir kişiyle dahi çıkmamış! Ah Keri... Güzel, gencecik bir kızsın ama hayata o kadar kapılmışsın ki kendini unutmuşsun be tatlım. Ben bu duruma yok artık diyorum ama onu da anlamıyor değilim.

Keri Ann kendi hayatında takıla dursun, Hollywood'un göz bebeği, yakışıklı mı yakışıklı, beyaz perdedeki yeteneğiyle çığır açmış ve Keri Ann ile Jazz'in en sevdiği kitabın ana karakterini canlandıran, genç kızların sevgilisi Jack Eversea'ye geliyoruz. O kadar anlattım ki kafamda hayali alkışlar çaldı. 

Jack... Jack, Jack, Jack... Sıkı durun çünkü bu adam muhteşem bir şey. Book-boyfriend dediğimiz topluluğa yaraşacak cinsten hem de. 

Zavallı Jack, sevgilisi Audrey'in ihanetine dayanamayıp kafasını dinlemek için ortadan kayboluyor. Tabi bu olay basının ilgisinin üzerine çekilmesine sebep olurken o küçücük bir sahil kasabasında, tanınmamak için uğraşırken spot ışıklarının yokluğunun tadını çıkarıyor ama sevgilisinin yaptığı şeyden dolayı da canının yanmasına engel olamıyor. 

Tekrardan araya giriyorum, duygusallık konusunda aşırı kaçan erkekler bana yapmacık gelse de odun olanlardan da hoşlanmıyorum ve Jack karakteri bence ne odun, ne de aşırı duygusal. Bu konuda harika bir ayar tutturmuş olmasının yanı sıra bir megastar olması rağmen ne kendini beğenmiş egoist pisliğin teki ne de alçakgönüllüğüne güvenerek halkın arasına karışmaya çalışacak kadar saf. Açıkçası ben birazcık daha "Ben yakışıklı, yetenekli ve paraya para demeyen Jack Eversea," modunda bir insanla karşılaşmayı bekliyordum, o nedenle de şaşırdım ama havasından geçilmeyen bir aktör ile karşılaşsaydım Jack'i bu kadar sevmeyebilirdim. 

Devam ediyorum...

Jack tabi kaça kaça Keri Ann'in yıllardır yaşadığı kasabaya kaçıyor ve kaderin cilvesi onları bir araya getiriyor. İlk başlarda birbirlerine olabildiğince arkadaşça davranmaya çalışsalar da sonradan işler kızışıyor diyebilirim, daha fazlası spoiler olur çünkü. Keri Ann'in yerinde olsam diyorum, acaba en sevdiğim kitabın en sevdiğim karakterini beyaz perdede canlandıran bir adama karşı koyabilir miydim? Hadi ama, kimse koyamaz. 

Keri Ann ciddi anlamda kendi içinde mücadeleler veriyor çünkü mantığı ve kalbi çelişiyor. Sonuçta o ünlü bir aktör ve ilişkilerinin geleceği yok ama yine de Jack... Gerçekten çok zor bir duruma düşüyor.

Natasha Boyd'u çok sevdiğimi söylemeliyim çünkü hem yetenekli kalemi hem de yarattığı karakterlerinin gerçekçiliğiyle beni etkileyebilen yazarlardan. Bazı yazarlar var ki resmen karaktere ısınmanıza engel olup tüm bir kitabı kuru bir şekilde okumanıza sebep oluyor, genelde o tür kitapları okuduktan birkaç gün sonra insan karakterlerin adlarını dahi unutuyor ama Natasha Boyd kesinlikle o kesimde değil. Hani karakterleri ruhsal açıdan bana benzemese de bana bunu sevdirtebilmesi, bir ilişkiyi suyunu çıkarmadan güzelce anlatabilmesi ve anlamak için kendimi kasmadığım, kapağı gibi huzur dolu cümleleriyle favori yazarlarımın arasına girmesi çok yakın. Seçtiği konuyu işleme tarzını da oldukça başarılı buldum fakat değinmeden geçemeyeceğim bir nokta var. Kitabın sonralarına doğru olan bir şey spoiler vermeyi pek istemiyorum ama söylemezsem içim rahat etmez.

SPOİLER

Audrey'in yaptığı neydi yahu öyle? Ben hamileyim diye ortaya çıkıp her şeyi mahvetmesi yetmezmiş gibi Jack de ondan beklemeyeceğim tepkiler verdi. Yani Jack'in karakter yapısına sahip bir insanın yapacağı iş değil, kanacağı oyun değil. Olmamış Natasha, olmamış. Jack Audrey'in bir lafıyla Keri Ann'i arkada bırakacak bir insan olamaz. 

SPOİLER SONU

Evet, yorumumun sonuna gelmiş bulunmaktayız. Yabancı harika kitaplar çıkarmaya devam ederken takipte kalması sakın ama sakın ihmal etmeyin. Aşka Var Mısın? romantik ve yeni yetişkin okurları için birebirken başka türleri okumaktan hoşlananların da seveceğine eminim. Sonsuza Dek de çıkmışken bence bir göz atın.

Benden bu kadar millet, en kısa zamanda -ki büyük bir ihtimal birkaç vlog ile döneceğim- görüşmek üzere!