28 Mart 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu ✖ Tesadüfler - Melis Özün Uslu & Yusuf Özoğul (Bilinmeyen, #1)

Kitap Adı: Tesadüfler
Yazarı: Melis Özün Uslu & Yusuf Özoğul
Yayınevi: Olimpos Yayınları
Sayfa Sayısı: 306
Yayın Yılı: 2015
Liste Fiyatı: 18 TL


   Merhaba millet! Nasılsınız bakalım? Tamam, uzun zamandır ortalarda görünmediğimi biliyorum ama sınav haftam vardı ve bilgisayarım bozulmuştu. Sınav haftamda bilgisayarımın bozulması aslında iyi oldu ama yine çalışmadım işte, aptalın tekiyim. YGS öğrencisiyim diye streslere giriyorum falan ama çalışmakla uzaktan yakından alakam yok.

   Henüz yazılı haftam bitmiş sayılmaz, üç yazılım daha kaldı ama onları hallederim ya. Bir tek halledemeyeceğim edebiyat var... Onda da şuan işlediğimiz konular falan eğlenceli, İngiliz edebiyatıdır, Alman edebiyatı falan işliyor büyük yazarlar ve klasikleri görüyoruz. Şu sıralar aşırı klasik okumak istiyorum o sebeple ama elimde tonlarca kitap var.

   Tonlarca kitap var demişken...

   Bir iki hafta sonra bomba gibi geliyorum, ya da Cadılar  olarak geliyoruz diyeyim. Bomba gibi kitaplar var, hem de bir sürü. Takipte kalın bence.

   Bu arada Ukitap'a katıldım, takas ettiğim birkaç kitap gelsin onunla alakalı da bir post paylaşmayı düşünüyorum. Orayı gerçekten çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Ben zaten okuduğu kitapları elinde tutmayı seven bir insan değildim, burası tam benlikmiş.

   Gelelim yorumlamak istediğim kitaba.

   Bilinmeyen Serisi'nin ilk kitabı, Tesadüfler ile karşınızdayım. Kitap çıkalı çok olmadı, yanlış hatırlamıyorsam turunu da Mavi Ay Kitap Kulübü yapmıştı ve ben de okuma şansı buldum. Kitabın yazarları (Evet, yazarları!) Melis Özün Uslu ve Yusuf Özoğul'u ilk defa okuyorum ve söyleyebilirim ki oldukça akıcı bir anlatıma sahipler. Kitap 300 sayfa kadar zaten, çok fazla değil ve akıcı da olduğundan hemencecik bitiveriyor.

   Konusundan biraz bahsedecek olursak... Arka kapağı okuyarak kitap hakkında oldukça az bilgiye sahip olacağınızdan spoiler vermeden sizi kitabın konusu hakkında bilgilendirmek istiyorum. Öncelikle, bu bir fantastik kitap. Türk ve fantastiği her ne kadar bağdaştıramasak da daha önce Tuba Arık'ın kitabı Paranoya gibi örneklerini gördüğümüzden kesinlikle ön yargılı yaklaşmıyoruz. Yine Paranoya'daki gibi yabancı isimler kullanılsa da bu beni artık rahatsız etmiyor, hatta bazen Tesadüfler gibi fantastik kitaplarda yabancı isimlerin kullanılması oldukça mantıklı oluyor.

   Kitap Alexander'ın Grand Marais'e gelmesiyle başlıyor. Alex Grand Marais'ten ciddi anlamda nefret ediyor ilk başlarda, zaten sırf annesi yalnız kalmasın diye oraya gidiyor ve yeni bir liseye başlıyor. Bana sorarsanız Alex bu konuda biraz saçma bir davranış sergiliyor çünkü yaşadığı ev oldukça eski ve güzel bir yer, yaşadığı yer ise sürekli kapalı bir havaya sahip. Yağmur... Alex'in bunları sevmemek için deli olması gerek.

   Alex'in büyükannesi de Grand Marais'te yaşıyor, üstelik büyükannesinin arkadaşının torunu olan Cristina ile aynı okula gidecek. Cristina ise Türk kökenli, büyükannesinin pastanesinde takılan kendi halinde bir kız. Okulda başına bela olan bir tip olması dışında normal bir hayata sahip, okul sakinleri tarafından dışlanan bir karakter. Alex ile karşılaştıktan sonra çok yakın arkadaş oluyorlar ve başlarına gelen gizemi çözmek için kafa kafaya veriyorlar.

   Daha sonra sahneye Rachel, Harry ve Nicholas çıkmasıyla Alex'in arkadaşlarıyla beraber sorumlulukları da artıyor. Gizemli bir şekilde kendisini bulan ve nasıl açılacağını bilmediği bir kitap, bu kitabı ele geçirmek isteyen kötü güçler ve her birinin edindiği özel güçler... Bütün bunlar bu kitapta toplanmış, ikinci kitabını ise merakla bekliyoruz.

   Kitap Alex ve Cristina olmak üzere iki bakış açısıyla, birinci tekil şahıstan kaleme alınmış. Bu konu hakkında bir bilgim yok ama tahminimce Cristina'ı Melis Özün Uslu, Alexandra'yı Yusuf Özoğul yazmış olabilir. Öyle ya da değil, iki bakış açısını da çok beğendim ama en sevdiğim Alex'in bölümleriydi. Ve bence iki bakış açısıyla yazılması iyi olmuş çünkü bazı kısımlar var ki her iki tarafta da neler olduğunu bilmemiz gerekiyor.

   Rahatsız olduğum tek bir nokta var, onu söylemeden geçemeyeceğim ki olayların gidişatıyla ilgili. İlişkiler çok ama çok hızlı ilerledi, gözümü bir an kapattım ve bir baktım onla o çıkmaya başladı. Yani tek bir kitap değil, seri sonuçta ve bence ilişkiler biraz daha ağır işlenebilirdi, işlense daha iyi olurdu çünkü karakterlerin birlikteliğine alışır ve onların beraber olmasını severdik. Bunun dışında oldukça iyi ve okunası bir kitaptı, hatta okuduğum birkaç kötü kitaptan sonra ilaç gibi geldi. Başta belirttiğim gibi akıcılığı bu kitabı çok güzel okutturuyor ve ben bu kitabı okurken bir nevi dinlendim, rahatladım. Belki de stres ve sınav dolu zamanlarımdan birine geldiğindendir, bilemem.

   Evet, yorumun sonuna gelmiş bulunmaktayız ve bu kitabı öncelikle fantastik sevenlere, daha sonra Türk yazar okuyucularına ve (hala kaldı mı bilmiyorum ama) Türk yazarların fantastik yazmalarına ön yargılı yaklaşan arkadaşlara tavsiye ediyorum. Bir zamanlar ben de aşırı ön yargılıydım bu duruma fakat birkaç güzel örneğini okuyunca önceliği onlara verir oldum, Paranoya gibi. Paranoya'yı da okumadıysanız bir an önce okuyun derim. Bu kitap için de Duygu Hanım'a çok teşekkür ederim. Şimdilik benden bu kadar, görüşmek üzere!

22 Mart 2015 Pazar

16. KCY Blog Tur ✖ Baksana Talihe (Talih, #2) - Müjde Aklanoğlu | Tanıtım Videosu

   


    Herkese koskocaman bir merhaba! 

   16. Blog Turumuzda Cadılar olarak Kör Talih serisinin ikinci kitabı olan Baksana Talihe ile karşınızdayız. 

   Kör Talih turundan bu yana çok uzun zaman geçmemiş olmasına rağmen bana aradan yıllar geçmiş gibi geldi, malum o zamandan bu yana Cadılar olarak bayağı yol kat ettik. Öte yandan böyle kalın kitapları bu kadar hızla yazabilen Müjde Aklanoğlu beni hayretlere düşürüyor. Eğer Müjde'nin kitaplarından birini okuduysanız, ya da en azından kitaplarından birini karıştırdıysanız kullandığı kelimelerin alışılagelmişin dışında olduğunu, uzun cümleler kurmakta üstüne olmadığını ve betimlemeler konusunda eline su dökülmeyeceğini bilirsiniz. Bazı okurlar betimlemelerin bu kadar olmasından rahatsızlık duyabilirler ama bence bu bir kitapta en önemli parçalardan bir tanesi. Betimlemelerin az yapıldığı, basit cümlelerden oluşmuş kitaplar benim için içi boşmuş gibi görünüyor, okurken yeterince keyif alamıyorum. Bana deli diyebilirsiniz ama bunlar benim için önemli şeyler. Ayrıca kullandığı kelimeler, dili kullanış biçimi bir yazarın hangi seviyede olduğunun göstergesi olduğunu düşünüyorum ve Müjde Aklanoğlu dili kullanma konusunda usta bir yazar.

   Öte yandan, birinci kitap benim için eğlencesi bol, bazı yerlerinde gülebildiğim bir kitapken ikinci kitapta üzüldük de üzüldük. Yani iki aşığın birbirlerine istemeden de olsa ne kadar acı çektirebileceklerini gördüm ve dedim ki, aşk bana göre değil. Hazal'ın çektiği acılar, ortasına düşüverdiği entirikalar... Ben olsam bırakıp arkama bile bakmadan kaçmıştım.

   Bu kitapta puntonun küçülmesinden oldukça şikayetçiyim efendim, okurken gözlerim bozulacak sandım. Kitapla alakalı tek şikayetimin bu olduğunu söyleyebilirim. Onun dışında ilk kitaba göre biraz daha ağır giden, biraz daha hüzünlü bir kitaptı.

Benden şimdilik bu kadar. Bilgisayarım bozulduğu için de tanıtım videosunu ancak bu kadar yapabildim, kusuruma bakmayınız. Hatırladım da, Kör Talih turunda da bilgisayarım bozulmuştu. Ah, ah şansa bak.

Çekilişe katılmayı unutmayın sakın, kitaplarımız da imzalı.




18 Mart 2015 Çarşamba

Okuma Etkinliği ✖ Aşka Var Mısın? - Natasha Boyd




"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." ?

 ...kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. "Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın." 

Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... ?Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı...?Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...

Kitap Adı: Aşka Var Mısın?
Özgün Adı: Eversea
Yazar: Natasha Boyd
Çevirmen: Filiz Tülek
Sayfa Sayısı: 366
Türü: Romantik, Yeni Yetişkin
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Yayın Yılı: 2014
Liste Fiyatı: 20 TL


Harika bir çarşamba gününden herkese merhaba! 

Bu hafta birazcık canım sıkkın fakat önümüzdeki hafta berbat bir ruh hali içinde olacağımdan hafta bitsin hiç istemiyorum doğrusunu söylemek gerekirse. Canımın sıkkın olmasının sebebi bu pazar günü saat onda yapılan sınav. Hayır, hayır, ben sınava girmedim fakat bu pazar saat onu bir salise geçe artık ben de bir YGS öğrencisi oldum. Bunun düşüncesi açıkçası biraz canımı sıkıyor ama haftaya yazılılar başlayacak ve ben bu haftamı rahatça okuyarak geçirmek istiyorum. Tabi, artık derslere yüklenme vakti geldiğinden de teker teker her şeyden elimi ayağımı çekiyorum. İşe telefonumu aileme gönül rızasıyla vererek başladım, şaşırmadı değiller ama kendim için yararlı olduğuna inandığım şeyi yapıyorum. 

Neyse, bu kadar karamsarlık ve ciddi konuşmalar yeter. Harika bir kitap okudum ve onunla alakalı düşüncelerimi de sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sormak istediğim bir soru var, Yabancı Yayınları sizce de bağımlılık yaratan kitaplar çıkarmıyor mu? Bana soracak olursanız sürekli görmek istediğiniz güzel kapakları, gördüğünüz zaman ağzınızı açık bırakacak ve "Bu kitabı sırf bunun için alırım!" dedirten ayraçları, çevirdikleri kitaplar konusunda nokta atışı yapıp o kitaplarla kalplerimize koskocaman bir taht inşa etmeleriyle kesinlikle ama kesinlikle favori yayınevlerimden, hatta ilk sırada yer alıyor. Özellikle son zamanlarda çıkardıkları kitaplar var ya... İşte onları anlatmaya kelimeler yetmez. Yabancı bu sene bomba gibi!

Biz de Melis Kitaplar Diyarında ve Kitap Dedikodusu'yla Yabancı'nın o muhteşem kitaplarından birinin, Aşka Var Mısın? 'nın okuma etkinliğini yapalım dedik. İkinci kitap Sonsuz Kadar çıkalı çok olmadı, henüz onu okumadım ama en az Aşka Var Mısın? kadar güzel olacağına eminim. 

Kitabın içeriğine geçmeden önce şu güzel mi güzel kapağı övmek istiyorum. Kapaklarında insanların yüzlerinin gösterilmesini o kadar çom sevmeyen bir insanım, kapak üzerindeki insanlar nedeniyle karakterleri kendi düşüncelerim doğrultusunda şekillendiremiyorum, dayatmalar beni kısıtlıyor. Aşka Var Mısın? 'ın kapağında ise böyle bir durum söz konusu dahi değil. En sevdiğim renklerden biri olan mavinin harika bir tonuna sahip deniz taşlarının hakim olduğu tatlı, huzur dolu ve romantik bir kitap kapağı bence. Orjinal kapak mı bilmiyorum, büyük bir ihtimal öyledir ama ister orjinal olsın isterse olmasın bu kapak bence bu kitaba cuk diye oturmuş. Ben çok sevdim. 

Tamam, artık kitabın konusunda geçiyorum. Keri Ann sıradan bir işe sahip, sıradan bir kasabada sıradan arkadaşlarıyla vakit geçiren sıradan bir insan. 22 yaşında fakat kendini hayatın akışına öylece bırakmış, tek gayesi abisi Joey'in tıp fakültesini bitirene kadar kendilerine büyükannesinden miras kalan eski mi eski evlerinde kalıp evi bir düzene sokmak. Abisi okulu bitidiğinde üniversite okuma sırası ona gelecek, çünkü böyle anlaştılar. 

Hemen araya gireyim, bence abisi için yaptığı şey Keri Ann'in ne kadar fedakar olduğunu gösteriyor ki bu özelliğine benden artı puan. 

Uzun, çok uzun zamandır bu kasabada yaşıyor ve içten içe başka bir yerlere gitmek için de can atıyor ama kasabadaki hayatını sevdiğini de görüyoruz. Uzun zamandır küçük bir kasabada yaşamanın faydaları, hemen hemen herkes birbirini tanıyor. Bazen samimi, bazen de bunaltıcı olan bu kasaba hayatını renkli kılan çocukluk arkadaşı Jazz ise oldukça tatlı ama bazı konular hakkında Keri Ann'den çok daha tecrübeli ve magazi düşkünü bir kız. Bazı konular demişken, Keri Ann 22 yaşında falan ama daha önce bir kişiyle dahi çıkmamış! Ah Keri... Güzel, gencecik bir kızsın ama hayata o kadar kapılmışsın ki kendini unutmuşsun be tatlım. Ben bu duruma yok artık diyorum ama onu da anlamıyor değilim.

Keri Ann kendi hayatında takıla dursun, Hollywood'un göz bebeği, yakışıklı mı yakışıklı, beyaz perdedeki yeteneğiyle çığır açmış ve Keri Ann ile Jazz'in en sevdiği kitabın ana karakterini canlandıran, genç kızların sevgilisi Jack Eversea'ye geliyoruz. O kadar anlattım ki kafamda hayali alkışlar çaldı. 

Jack... Jack, Jack, Jack... Sıkı durun çünkü bu adam muhteşem bir şey. Book-boyfriend dediğimiz topluluğa yaraşacak cinsten hem de. 

Zavallı Jack, sevgilisi Audrey'in ihanetine dayanamayıp kafasını dinlemek için ortadan kayboluyor. Tabi bu olay basının ilgisinin üzerine çekilmesine sebep olurken o küçücük bir sahil kasabasında, tanınmamak için uğraşırken spot ışıklarının yokluğunun tadını çıkarıyor ama sevgilisinin yaptığı şeyden dolayı da canının yanmasına engel olamıyor. 

Tekrardan araya giriyorum, duygusallık konusunda aşırı kaçan erkekler bana yapmacık gelse de odun olanlardan da hoşlanmıyorum ve Jack karakteri bence ne odun, ne de aşırı duygusal. Bu konuda harika bir ayar tutturmuş olmasının yanı sıra bir megastar olması rağmen ne kendini beğenmiş egoist pisliğin teki ne de alçakgönüllüğüne güvenerek halkın arasına karışmaya çalışacak kadar saf. Açıkçası ben birazcık daha "Ben yakışıklı, yetenekli ve paraya para demeyen Jack Eversea," modunda bir insanla karşılaşmayı bekliyordum, o nedenle de şaşırdım ama havasından geçilmeyen bir aktör ile karşılaşsaydım Jack'i bu kadar sevmeyebilirdim. 

Devam ediyorum...

Jack tabi kaça kaça Keri Ann'in yıllardır yaşadığı kasabaya kaçıyor ve kaderin cilvesi onları bir araya getiriyor. İlk başlarda birbirlerine olabildiğince arkadaşça davranmaya çalışsalar da sonradan işler kızışıyor diyebilirim, daha fazlası spoiler olur çünkü. Keri Ann'in yerinde olsam diyorum, acaba en sevdiğim kitabın en sevdiğim karakterini beyaz perdede canlandıran bir adama karşı koyabilir miydim? Hadi ama, kimse koyamaz. 

Keri Ann ciddi anlamda kendi içinde mücadeleler veriyor çünkü mantığı ve kalbi çelişiyor. Sonuçta o ünlü bir aktör ve ilişkilerinin geleceği yok ama yine de Jack... Gerçekten çok zor bir duruma düşüyor.

Natasha Boyd'u çok sevdiğimi söylemeliyim çünkü hem yetenekli kalemi hem de yarattığı karakterlerinin gerçekçiliğiyle beni etkileyebilen yazarlardan. Bazı yazarlar var ki resmen karaktere ısınmanıza engel olup tüm bir kitabı kuru bir şekilde okumanıza sebep oluyor, genelde o tür kitapları okuduktan birkaç gün sonra insan karakterlerin adlarını dahi unutuyor ama Natasha Boyd kesinlikle o kesimde değil. Hani karakterleri ruhsal açıdan bana benzemese de bana bunu sevdirtebilmesi, bir ilişkiyi suyunu çıkarmadan güzelce anlatabilmesi ve anlamak için kendimi kasmadığım, kapağı gibi huzur dolu cümleleriyle favori yazarlarımın arasına girmesi çok yakın. Seçtiği konuyu işleme tarzını da oldukça başarılı buldum fakat değinmeden geçemeyeceğim bir nokta var. Kitabın sonralarına doğru olan bir şey spoiler vermeyi pek istemiyorum ama söylemezsem içim rahat etmez.

SPOİLER

Audrey'in yaptığı neydi yahu öyle? Ben hamileyim diye ortaya çıkıp her şeyi mahvetmesi yetmezmiş gibi Jack de ondan beklemeyeceğim tepkiler verdi. Yani Jack'in karakter yapısına sahip bir insanın yapacağı iş değil, kanacağı oyun değil. Olmamış Natasha, olmamış. Jack Audrey'in bir lafıyla Keri Ann'i arkada bırakacak bir insan olamaz. 

SPOİLER SONU

Evet, yorumumun sonuna gelmiş bulunmaktayız. Yabancı harika kitaplar çıkarmaya devam ederken takipte kalması sakın ama sakın ihmal etmeyin. Aşka Var Mısın? romantik ve yeni yetişkin okurları için birebirken başka türleri okumaktan hoşlananların da seveceğine eminim. Sonsuza Dek de çıkmışken bence bir göz atın.

Benden bu kadar millet, en kısa zamanda -ki büyük bir ihtimal birkaç vlog ile döneceğim- görüşmek üzere!



21 Şubat 2015 Cumartesi

15. KCY Blog Tur ✖ Ünlü Aşk - Burcu Bahtiyar | Alıntılar + Tanıtım Videosu

  


 O bir Türk. O bir kadın. O bir bodyguard. O ünlü film yıldızı Can Taker'ın seksi, havalı, belalı takıntısı...

Kitap Adı: Ünlü Aşk
Yazarı: Burcu Bahtiyar
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Sayfa Sayısı: 496
Liste Fiyatı: 25 TL
KAREN YAĞIZ… 25 yaşında. Gençliğinin baharında. Ve hep yapmak istediği işi yapıyor, çünkü bu işte iyi! Ancak işinde hareketi sevse de, özel hayatı içler acısı derecede sıradan, rutin ve sıkıcı... Aslında Karen, bu sıkıcı ve rutin hayatından da memnun. Fakat her şeyin bir kırılma noktası var. Karen bir anda kendisini iki yakışıklı erkek tarafından kuşatılmış olarak buluyor!

CAN TAKER… O bir dünya starı. Kadınlar onunla birlikte olmak için yarışıyor ama onun peşinde olduğu tek bir kadın var; şımarık bodyguardı.

TOPRAK ise Karen'in en yakın arkadaşı, dostu... O olmadan geçen bir günü bile olmadı.
İki erkek, iki aşk, üstüne bir de suikastçı bir psikopat! Karen için hayat bundan sonra diken üstünde bir maceradan ibaret…



  Herkese koskocaman bir merhaba! Günlerden cumartesi olmasına rağmen dinlenemediğim gerçeğiyle yüz yüzeyim, uykum var, kulağımdaki kulaklıklarımda Seven Nation Army çalıyor ve ben de bu satırları yazıyorum. On beşinci blog turumuzda Burcu Bahtiyar'ın ilk kitabı olan Ünlü Aşk'ı konuk ediyoruz, sanırım bu sıkıcı cumartesimi katlanılabilir hale getiren tek etken... 

  Türk yazarlara olan ön yargılarımızı kırmayı başaran o nadir yazarlardan biri, Burcu Bahtiyar ile tanıştırayım size. Bu onun basılmış olan ilk kitabı olabilir ama sosyal medya hesaplarından daha bir çok eserine ulaşabilirsiniz ki bence ulaşın. Çünkü ben kalemine aşık oldum diyebilirim. Hem yetenekli, hem akıcı bir dile sahip hem de seçtiği konuyu samimiyetle işleyebiliyor. Dili ciddi anlamda akıcı, kitap öyle bir hızla gidiyor ki saatler sonra kaç sayfa okuduğunuzu görüp şaşırıyorsunuz. Bu tip kalemlerle çok nadir karşılaştığımdan kurgusu berbat bile olsa tüm kitaplarını okurdum. Ünlü Aşk'ın kurgusu müthiş ama, o başka.

  Yazar okurlarıyla kesinlikle iç içe, bunu daha ilk sayfadan anlayabiliyorsunuz. Bu sayede karakterini bize hemencecik sevdirebiliyor. Bu kitabı bir yiyeceğe benzetecek olsam Browni Intense'e benzetirdim. Bayılarak okuyorsunuz, göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor ve tekrar okumak istiyorsunuz. Ben şimdiden iki defa okudum bile.

  Biraz içeriğinden bahsetmek istiyorum. Karen (Karen diye okunuyor, Kerın değil) bir bodyguard. İşinde oldukça yetenekli, tehlikeli, biraz deli dolu bir kadın. Buraya kadar bile ilgi çekici olan olaya bir de Can Taker gibi yakışıklı, zengin bir oyuncu eklenince kitabın çekiciliği en az on kat artıyor. Toprak'la beraber aşk üçgeni de eklenince... Off, of. Bence yazıyı okumayı burada kesip bu kitabı alışveriş listenize ekleyin. Ciddiyim.


  Toprak ve Karen uzun, çok uzun zamandır en yakın arkadaşlar. Birbirlerinin her şeyini bilen, birbirlerinden hiç ayrı düşmemiş hatta aynı mesleği seçen çok yakın iki arkadaştan bahsediyoruz. Toprak'ın da Can'dan aşağı kalır yanı yok, kadınları peşinden koşturan bir yakışıklı ama Karen onun arkadaşı olmaya öyle alışmış ki yakışıklılığının farkında bile değil. Doğrusunu söylemek gerekirse ona hiç alıcı gözüyle bakmamış ama Toprak için aynı şeyi söyleyemem.

  Ah Toprak, ah...

  Neyse, ünlü film yıldızı ve Türk asıllı Can Taker Türkiye'ye gelince karanlık sırları yüzünden korunmaya muhtaç oluşundan dolayı Karen ve Toprak'la yolları kesişiyor. İşler bundan sonra hem eğlenceli hem de tehlikeli bir hal alıyor.

  Size Can'ı tarif etmeyi çok isterim ama onu tarif edebilmek için paragraflar harcamam gerekir. Açıkçası Can'dan adının geçtiği ilk sayfada nefret etmiştim, sonradan seveceğimin belli olduğu karakterler söz konusu olduğunda onlara karşı nefret duygusu beslemek için biraz beklerim ama Can'da bu kesinlikle olmadı. Sanırım ilk başta ondan nefret ettiğim için sonradan bu kadar sevdim. Yani Can olmasaydı Toprak benim favori karakterim olacaktı ama o yaşadığı hayatta olduğu gibi okurlarının da sevgisini kazanan bir yakışıklı.

  Can konusunda bazı beklentilerim vardı, sonuçta oyuncu olduğundan düşüncelerini harika bir şekilde gizleyip ustaca yalan söyleyebilir diye düşünmüştüm. Tabi bazı zamanlar bunu kullandığı oldu ama duygusal yanı mantığından ağır bastığından oldukça zorladı. Yani eğer onun bakış açısından da olaylara bakılmasaydı belki de bunu fark edemeyebilirdik ama yazar bir güzellik yapıp hem Karen hem Toprak hem de Can'ın bakış açısıyla yazmış.

  Aşk üçgenlerine bayılıyorum! Bu kitabı bu kadar sevmemin en büyük sebebi de bu. Ve Karen o kadar düşünceli bir insan ki hem Toprak için yaptığı fedakârlıklar, hem de  Can için yaptıkları benim gözümde onu yükselttikçe yükseltti. Özellikle o son sahnede hem üzüldüm hem de onu tebrik ettim çünkü her insan kolay kolay bu kararı veremezdi. Karen gerçekten çok sağlam bir karakter, hem de her açıdan. Aptal kesinlikle değil, bencil değil, düşünceli ve fedakar. Can'dan daha fazla sevebileceğim bir karakter olacağını hiç düşünmezdim ama Karen benim en sevdiğim karakter.

  Biliyorum, size çok dağınık bir şekilde anlattım ama cidden harika bir kitap. "Cidden"e vurgu yaparak söylüyorum. Beş yüz sayfa ama bence yetmemiş, çabucak bitti ya! Neden bu kadar çabuk bitti dedim, Sergio'ya ne oldu bilmiyoruz. Linda'ya ne oldu mesela? Hiç sevmesem de kadını merak ediyorum. Merak ettiğim bir kaç yer daha var ama spoiler olur diye söylemiyorum. Harika bir sondu ama benim merak ettiğim onlarca nokta var.

  Pekala, daha fazla uzatmayayım. Tanıtım videosunu izlemeyi sakın ama sakın unutmayın, görüşmek üzere!

ALINTILAR

Yarın ölebileceğim ihtimali çok uzaklardaydı. Dün Can'ın neredeyse ölüyor olduğu gerçeği de. Şu anda sadece biz vardık! Ben ve benim Ünlü Aşkım...

Ölüme meydan okumaktı aşk.Olmazları oldurmak, yeni efsaneler yaratmaktı.Bedenlerin değil, ruhların açlığıydı.

Aşk bir masaldı ve biz bu masala birbirimizi ilk gördüğümüz zaman başlamıştık.
Öylece durup, uzun uzun bana baktı ve "Gözlerin renk değiştiriyor. Söyler misin, gerçek rengi ne?" diye sordu dalgın dalgın.
"Ne? Nasıl yani?"
Adam sanırım renk körüydü.
"Onların renk değiştirdiğini biliyor olmalısın," dedi ben tek kaşımı kaldırırken. Duraksadı ve başını arkaya atıp, iç eriten bir kahkaha patlattı sonunda. "Sana söyleyen olmadı mı yani?"

"Beni istediğini biliyorum. Unutma, gözler yalan söylemez!" diye yanıt verdi ve başını yavaşça eğerken ne yazık ki dilimin söylediğini bedenim inkar etti. Haklıydı. Onun için deli oluyordum. Ama istesem de yapamazdım. Kalbimi önce ateşlere atıp, sonra da hiç yaşanmamış, hiçbir iz bırakmamış, hiç acı vermemiş gibi yaşamaya devam edemezdim. Can Taker benim için bir ateşti. 

Hayatının belki de en zor rolünü oynayıp, en zor senaryosunu hayata geçirecekti ve film bittiğinde hala canlı kalırsa da, Amerika'ya dönüp bu kadını unutacaktı. İstediği buydu. Değil mi? Risksiz ve şartsız bir hayat yaşamak, kimseye bağlanmamak, Hollywood ışıkları altında parlayan bir yıldız olarak kalmak...
Bütün bu kalabalık içinde amaçsız, geleceksiz, Karen'siz olmak.



1 Şubat 2015 Pazar

Kitap Yorumu ✖ Bildirge - Gemma Malley (The Declaration, #1)

Kitap Adı: Bildirge
Özgün adı: The Declaration
Yazarı: Gemma Malley
Çeviren: Tufan Göbekçin
Yayınevi: Delidolu
Sayfa sayısı: 254
Liste Fiyatı: 18 TL
Goodreads Puanı: 3.72

Dokunaklı ve düşündürücü bir kara ütopya.

Benim adım Anna ve burada olmamalıyım. Var olmamalıyım. Ama varım. Burada olmam benim hatam değil. Doğmayı ben istemedim. Ama bunun, içinde bulunduğum duruma hiçbir yararı yok. Neyse ki beni erkenden yakaladılar; böylesi daha iyi... En azından Bayan Pincent öyle söylüyor. 

Dokunaklı ve düşündürücü bir kara ütopya. Margeret Artwood'un Damızlık Kızın Öyküsü'ndeki kadar güçlü bir önseziye sahip bu sürükleyici bir roman, dünyaya bakışınızı değiştirecek ender kitaplardan biri. 
Publishing News

Çevresel korkularımızla ve genç kalma takıntımızla oynayan insanı sonun gelmez bir düşünme sürecine sevk eden, iyi kurgulanmış bir roman. 
Sunday Telegraph

Gemma Malley, Bildirge ile dikkatleri çekmiş, yazarlığını kanıtlamıştır. Malley'in çarpıcı romanı, bizi, zengin ve nüfuzlu olanların bile kısıtlı koşullar altında yaşadığı ileri bir zamana götürüyor.
Glasgow Herald






 
  Merhaba arkadaşlar! Nasılsınız? Ben harikayım doğrusu, şu sıralar kendimi oldukça şaşırtıyorum. Bloğuma hiç olmadığı kadar sıklıkla yazı giriyorum, üstüne üstlük iki tane vlog ardı ardına paylaştım! Şuan bunları yazarken otuz iki diş sırıtmaktan kendimi alamıyorum. İnsanın sevdiği bir şeyleri yapıyor olması ne kadar da güzel bir his.

Okuma hızım uzun zamandır hiç olmadığı kadar düşüktü ama şimdi üst üste kitaplar bitiriyorum ve bu sevincimi ikiye, üçe katlıyor. Her ne kadar bunun sebebi tatil olsa da ve kısa süreliğine bir değişim yaşamış olsam da bu gelip geçici duruma her an alışabilirim. Derslerime ağırlık vermem gereken bir döneme girdim, her ne kadar istediğim kadar ağırlık veremiyor olsam da yavaş yavaş kendimi bu duruma alıştırmaya başlıyorum. Yakında ineklemeye başlarsam zaten bunu fark edeceğinizden eminim.

29 Ocak 2015 Perşembe

14. KCY Blog Tur ✖ Dört - Veronica Roth | Vlog




Tek bir seçim onu geçmişinden kurtaracak, tek bir seçim onu geleceğine kavuşturacak, tek bir seçim tehlikeleri açığa çıkaracak, tek bir seçim onu sonsuza dek değiştirecek, tek bir seçim onu özgürleştirecek.

VeronicaRoth, dünya çapında çok satan Uyumsuz serisine, okurların çok sevdiği Tobias'ın, yani Dört adlı karakterin gözünden yeni bir kitap ekliyor. Transfer, Çömez, Oğul ve Hain başlıklarından oluşan dört hikâyeye ek olarak Tobias'ınTris'le yaşadığı çok özel anların kayıtlarını da içeren Dört, Tobias'ın geçmişine ve kalbinden geçenlere dair heyecan verici ipuçları barındırıyor.

Efsanevi Uyumsuz üçlemesinin başlangıcına tanık olmaya hazır mısınız?



Merhaba arkadaşlar, nasılsınız bakalım? Ben bomba gibiyim, sebebi ise çok belli değil mi? On dördüncü blog turumuzda muhteşem bir kitapla karşınızdayız. Hani kelimenin tam anlamıyla MUHTEŞEM. 

Biliyorsunuz, ya da bilmiyorsunuz, ilk defa bir turda vlog yapıyorum. Zaten kısa bir süre önce başlamıştım bu işe, o nedenle hatalarımı mazur görürsünüz artık.

Çekilişe katılmayı sakın ama sakın unutmayın, iki kitaptan birini kazanma hakkını kazanabilirsiniz. Çekilişe tam olarak buradan ulaşabilirsiniz. 




26 Ocak 2015 Pazartesi

Mim ✖ Kitap Tag


Merhabalar! Bu sefer bir mimle karşınızdayım. Bu mim için Kitap Tiryaki'sine çok teşekkür ediyorum, beş dakika kadar önce beni mimleyerek çok mutlu etti. Ee ben de işsiz olduğumdan hemencecik yapayım dedim. Oldukça eğleneceğimi düşünüyorum, umarım siz de eğlenirsiniz.

Kollarımı sıvadım, hadi başlayalım.