21 Kasım 2014 Cuma

Kitap Yorumu ✖ Yürüyen Kentler - Philip Reeve

Düzen değişti. Kentler artık makineler üstünde yürüyor. Küçük yerleşmeleri kovalayıp avlayan Londra, hem o bilindik şehir, hem de tarihini kısmen yitirmiş bir dünya…

2002 Gold Nestle Smarties Ödülü
2003 Blue Peter Yılın Kitabı Ödülü

Bilimkurgunun Carnegie Ödülü sahibi dâhi yazarı ve illüstratörü Philip Reeve’den büyük yankılar uyandıran, steampunk bir saga. Dizinin aynı adı taşıyan ilk kitabında okur, uzak gelecekte birbirini avlayan kentlerin makineleşmiş dünyasıyla tanışırken, genç tarihçi Tom ve gizemli Hester’ın kentler ve dişli çarklar arası yolculuğu başlıyor.

Tom, yarı baygın Hester’ı kolundan kavradı. Tezgezerli adamlardan biri, kaçmalarını engellemek için hamle yapmıştı ki, kırmızı paltolu kadın adamın önüne dikildi: “Onlar benim yolcularım. Fiyatta anlaşmaya çalışıyordum!”/ “Onlar bizim kölelerimiz!” diye haykırdı Wreyland, kadını itekleyerek. “Tom Nitsworthy ve arkadaşı. Onları Dış-Topraklar’da buldum. Kural kuraldır. Mal bulanındır…”

Uzak gelecekte, 60 Dakika Savaşları’nın sonrasında bildiğimiz dünyadan eser kalmamıştı. Tekerlekler üstünde “yürüyen” Londra kenti, eski Kuzey Denizi’nin kurumuş yatağı boyunca, küçük kentleri kovalıyordu. Tarihçiler Loncası’nda Üçüncü Sınıf Çırak Tom, kızına âşık olduğu baştarihçinin hayatını kurtarmaya çabalarken, kendini suikastçı Hester’la birlikte, mahvedilmiş bir dünyada, acımasız bir düzende var olma savaşının içinde buldu…


Merhaba!

O kadar uzun zamandır kitap yorumu yapmıyorum ki nasıl başlayacağımı unutmuşum. Yorum yapamamak her ne kadar canımı sıksa da Ygs-Lys öğrencisi olmak sanırım bunu gerektiriyor. Aslında o kadar fazla ders çalışmıyorum ama hani aile baskısı vardır ya, şu sıralar onun sınırlarında yaşamaktayım. Hal böyle olunca insanın ne kitap okuyası ne de ders çalışası geliyor. Sonuç? Hiçbir şey. Canım sıkkın anlayacağınız.
Neyse, kitap yorumuna başlayalım bakalım.

Yürüyen Kentler. Adını duymuş ve büyük bir ihtimal arka kapağını okumuşsunuzdur diye düşünüyorum çünkü ben sık sık bu kitapla karşılaşmış, ne kadar merak etsem de elimi atıp okuyamamıştım. Benim gibi bilim kurgu sevenler için oldukça özgün ve akıcı bir kitap olduğunu söylemekle başlamak istiyorum. Romanda işlenen konuya dayanarak yazarın güçlü bir hayal gücü olduğunu ve birden fazla bakış açısından olaya bakarak bunu kafa karışıklığına sebep olmadan bize aktarabilecek kadar profosyonel olduğunu söyleyebilirim. Üçüncü tekil şahıs kullanarak romanı yazıp da bu kadar akıcı olmayı becerebilen çok nadir yazarlar var ki, bence bu bir yetenek. Çoğunuzun bu tip kitaplardan kaçındığını biliyorum ama bu yazar en az Cassandra Clare kadar iyi.

Kentsel Darwinciliğin etrafında gelişen, aksiyon ve intikam dolu bu kitapta sayfaları birbiri ardına çevirmekten sıkılmaya vakit kalmıyor. Peki nedir bu Kentsel Darwincilik?
Mobil kentlerle dolu olan bu dünyada bir rekabet olacağını az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Büyük kentlerin küçük kentleri yediği, insanlar arasında sınıf farklılığının bulunduğu bu eserde distopyanın özellikleriyle de karşılaşıyoruz ki, bu distopya severler için harika bir haber.



Spoilersız yorum yapmaya çalışıyorum şu an çünkü karakterlerden bahsettiğim anda büyük spoilerlar vermiş olacağım. Zaten kitap üç dört karakterin bakış açısıyla anlatılıyor. Bu sayede tek bir olaya bağlı kalmadan kitabı merak içerisinde okuyorsunuz.

Karakterler arasındaki bağlantı çok güzel kurulmuş. Özellikle kitabın sonunda bunu daha iyi fark edebiliyorsunuz. Ayrıca özgün karakterlerle karşılaşıcağınızdan emin olabilirsiniz ki benim en sevdiğim kısım oydu. Sevdiğim diğer kısımsa yazarın yufka yürekli olmayışı ve karakterlerinin başına bir şey getirtmekten kaçınmaması. Yani en sevdiğiniz karakterlerden birinin kafasına tutup bir kurşun sıkabiliyor. Biliyorum, bu bazılarınızın hoşuna gitmeyen bir unsur ancak bir roman aynen bunun gibi olmalı diye düşünüyorum. Özellikle bilim kurgu romanı.

Bilim kurgu sevenler, özgün bir kitap okumak isteyenler, bu kitabı kaçırmayın derim. Şahsen ben serinin devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Son olarak, bu kitabı okumam için bana gönderen On8 Kitap'a çok teşekkür ediyorum. Bizim gibi bloggerları büyük bir samimiyetle destekleyen nadir yayınevlerinden biri olduğu için de teşekkür ediyorum.

15 Kasım 2014 Cumartesi

10. KCY Blog Turu ✖ Isabel Wolff - Aşk Meselesi | 5 Neden


Onuncu (Vay be, çift hanelileri gördük!) blog turumuz, Aşk Meselesi'yle karşınızdayız. Artemis Yayınları sayesinde bizlerle buluşan bu dramatik ve romantik kitabı elime ilk aldığımda kapağında parmaklarımı gezdirmiş ve kitaplığımda nasıl durduğuna bakmıştım. O kadar güzel görünüyor ki... Parlak gümüş rengi ve pembenin uyumu kitabı her ne kadar her şeyin yolunda gittiği  o romantik kitaplardan birine benzetse de hiç de öyle değil. Kitap dünyanın acımasızlıyla harmanlanmış, her türlü ihtimal değerlendirilerek yazılmış yazılmasına ama bazen öyle duygusal dokunuşlar yapılmış ki hayatın aslında o kadar da kötü olmadığını, ne olursa olsun devam etmek gerektiğini düşündürtmüş yazar.
Laura otuz beş yaşına gelmiş, kötü bir aşk hayatı ve geçmişi olan, iki kız kardeşe sahip bir kadın. Trident TV'de çalışıyor ve bilgi yarışmaları için soru hazırlıyor. Üç yıl önce kocası hiçbir şey demeden ortadan kaybolmuş ve bir daha da geri dönmemiştir. Bunun şokunu hala atlatamamış olan Laura eski sevgilisi Luke'la karşılaşınca bir şeylerin artık değişmesi gerektiğine karar verip yoluna devam etmesi gerektiğini fark eder.
Her şeyin yanı sıra aniden bir bilgi yarışmasının sunucusu olan Laura kafasını kaldırdığı anda yüzünde patlayan flaşları ve boyalı basının kendisine doğrulttuğu sorularla karşılaşır. Sanki hayatında hiç sorun yokmuş gibi bir de herkesin geçmişini didiklemesiyle başa çıkmak zorunda kalmıştır.
Kitabın adı Aşk Meselesi, evet ama bu kitapta birden fazla aşk meselesi var ve tek bir konuya odaklanmak zorunda kalmadığınızdan okuması aşırı eğlenceli oluyor. Bazen yeri geliyor üzülüyorsunuz, bazense iç çekip hem seviniyor hem de imreniyorsunuz. Karakterin zeki olması ve kendini bilen biri olması ayrı bir güzellik. Ve kitap karakter bakımından o kadar zengin ki her çeşit insanı bulabilirsiniz. Gevezesinden tutun kafayı sıyırmışına kadar her çeşit insan mevcut. Eski bir oyuncu olan medyumumuz bile var. Hepsinin pişmanlıklarla dolu bir geçmişi, bir aşk meselesi var. Okurken hiçbir zaman sıkıldığımı düşünmediğim harika bir kitap.



OKUMAK İÇİN BEŞ NEDEN

NEDEN 1
Karakter zenginliği. Yukarıda da bahsettiğim gibi onca karakterin sorunları ve aşk meselelerinin içinde sıkılmaya fırsat bile bulamıyorsunuz. On kadar hayat hikayesi harmanlanarak bir roman ortaya konmuş.

NEDEN 2
Laura'nın zeki ve kendini bilen, aklı başında bir karakter olması. Mantık insanı oluşu ve karar verirken sadece duygularıyla hareket etmemesi çok hoşuma gitti doğrusu. Çoğu dram ve romantizm yüklü romanlardaki kadın karakterleri çizmemin en büyük sebebi de zaten mantık dışı davranarak bir hatalar girdabına kendisiyle beraber etrafındakileri de sürüklemesidir.

NEDEN 3
Yazarın kalemi ve romanı yazarken araştırmaktan kaçınmaması. Yazarın kalemi oldukça zengin ama öyle yazdıkça yazan, sayfalarca betimleme yapan bir yazar gibi değil. Hoş, sayfalarca betimleme yapsaydı onu daha çok severdim çünkü ben böyle yazarları da severim. Sadece bu yazar ikisi arasındaki dengeyi öyle bir güzel kurmuş ki hem benim gibi ayrıntıları sevenler hem de fazla uzatmaktan hoşlanmayanlar okuyabilir. Araştırarak yazması ise işe daha fazla gerçelik payı katıyor.

NEDEN 4
Gerçeklikten kopmayan bağ. Mantık dışına çıkmama, şansa pek fazla yer vermeme. Tabi bir kaç yerde şansa yer verilmiş ama bu yerler o kadar güzel ki, anlatamam. Ön yargılar yıkıldığında ya da uzlaşmaya varıldığında işlerin yolunda gittiği, kaçarak her sorunun halledilebileceğine inananlar, aldatanlar, ihmal edilenler, ebeveynlerinin arasında kalanlar... Bütün bunlar o gerçeklikten kopmayan bağ sayesinde doğmuş ve kitabı zenginleştirmiş unsurlar.

NEDEN 5
Çünkü bu kitabın turunu Kitap Cadıları yapıyor. Ve onların ortak kararı bu kitabın güzel olduğuna dair ise alın okuyun bu kitabı. Beni yanlış anlamayın sakın, aramızda her çeşit insan var ve hepimizin zevki farklı. Birimiz romantik sever, birimiz romantizmden hiç haz almaz (O kişi benim), biri polisiye sever, diğeri aksiyon... Onca zevk çatışmasının içinden çıkan fikir bu kitabın güzel olduğuyla alakalıysa eğer, iyidir o kitap iyidir.

2 Kasım 2014 Pazar

9. KCY Blog Turu ✖ Glen Duncan - Son Kurtadam | Yorum + Çekiliş

Kitabın adı: Son Kurtadam
Yazar: Glen Duncan
Sayfa sayısı: 424
Türü: Fantastik
Yayın evi:  thaki Yayınları

Dokuzuncu blog turumuz Son Kurtadam'la herkese merhaba! Şu sıralar bırak blogumla, blog turlarıyla bile ilgilenemez oldum. Sebebi ise bilgisayarımın bozulması ve telefonumun da elimden alınması. Acılı bir süreçten geçiyorum fakat şimdiden söyleyeyim, dönüşüm muhteşem olacak.
Bu zor zamanlarımda yanımda olan, arada bir okuyabildiğim mesajlarıyla yüzümü güldüren cadılara, özellikle de Melis ve Büşra'ya (iyi ki varsınız) teşekkür etmek istiyorum.

Bir yazar edasıyla teşekkür ettiğime göre artık Son Kurtadam'dan bahsedebilirim.
Son Kurtadam... Elime geçer geçmez kapağının renlerine hasta olduğum, sürekli yanımda taşıdığım o muhteşem kitap. Zombilerden sonra en çok sevdiğim yaratık, Jake Marlowe ile tanışın. Glen Duncan'ın büyük bir ustalıkla kaleme aldığı Son Kurtadam kahraman klişelerinden uzak, hayattan nasibini almış ama hala bazı konularda doyamamış bir adamın hikayesi.

DOKET (Doğaüstü Olayları Kontrol Etme Teşkilatı) konusunda başı dertte olan Jake, onun tek arkadaşı sayılabilecek Harley sayesinde bu zamana kadar hayatta kalabilmiştir. DOKET kurtadamları avlıyordu ama türünün tek örneği olarak hayatta kalmadan önce bu durum o kadar da kötü değildi. Şimdi ise tüm gözler üzerinde iken Jake bir karar vermek zorunda. Bir kaçak gibi hayatına devam mı etmeli yoksa iki yüz yıllık yaşamının ardından gelen sonunu kabullenmeli mi?
Peki ya hayatıyla ilgili planları olan tek grubun DOKET olmadığını söyleseydik?
Hayatının hiç beklemediği bir evresinde tanıştığı kadın Jake'in tüm kurallarını yıkıp onun hayatını altüst edecek. Serinin ilk kitabında sizi Jake Marlowe ile tanıştıyoruz. Artık kurtadamlara yeni bir isim eşlik ediyor ve biz bu adamı çok sevdik. Fantastik ve yetişkin severler için muhteşem bir kitap.

Çekilişe katılarak şansınızı arttırabilirsiniz!

30 Ekim 2014 Perşembe

8. KCY Blog Turu ✖ Merve Akıncı - Şahmelek | Alıntılar

8. blog turumuzun son gününden merhabalar! Dershane okul derken bir yoğunluktur gidiyor bende... Her neyse lafı çok uzatmayacağım, sizi bu muhteşem kitabın alıntılarıyla baş başa bırakmadan önce İMZALI olarak kitabı çekilişle kazanmak isterseniz sizi BURAYA alalım.

~ Şahmelek | Alıntılar ~

"Benden asla çekinmeyeceksin... Bir sıkıntın olduğunda önce ben bileceğim. Bileyim ki sen ağlamaya başlamadan sorunu halletmiş olayım..."


Şiir gibi bir adamdı... Onunla aynı havayı solumak, ya benim cezamdı ya da yirmi ikinci yaşımın hediyesi... O, Aslan Balkanlı'ydı. Reddedilemez bir adam ama insafsız bir reddediciydi.

"Nasıl kazandın biliyor musun? İşte buradan gelen koku yüzünden kazandın. Dikkatimi dağıttın küçük kız... Zaferini nilüfer çiçeği ve yasemine borçlusun."

"Ne yapıyorsun?"
"Ne yapıyor gibi görünüyorum? Dans etmeye çalışıyorum."
"Ama sen dans etmezdin?"
"Etmezdim yine etmem... Ama birileri sarhoş ve kiminle dans ettiğine bile bakmıyor. Adam seni elliyordu."
"Teknik olarak sen de beni elliyorsun."

"İyi geceler Şahmelek."

“Çalıyordum çünkü piyano benim yalnızlığımın sesiydi. Bir imdat çağrısı... Bu... Sesimi duyurabilmenin bir yoluydu benim için. Haykırışlarımdı. Ve sen..Sen beni duydun. Çaldığım her notanın altında yatan o umut edişi hissettin. Bir tek sen..."

"Bunları yapabileceğin bir adam eninde sonunda karşına çıkacak.Ama o ben değilim.Tüm bunlar yaşamak benim için imkansız gibi..."
"Şşt! Bu gece bunları duymak istemiyorum. Sadece... İstemiyorum. Tamam mı?"

"Şahmelek... Ne yapsan haklısın, hiçbir şey diyemem.Kendimi sana savunamam da... Ama yine de yüzsüzüm işte... evet öyleyim! Hala benim sevgilim ol istiyorum. Benim ol, benimle kal... Ben seni kaybetmek istemiyorum."

"Seni seviyorum Şahmelek. Gerçekten seviyorum."
"Lütfen başkasını sevme."


"Şükürler olsun ki yanımdasın, benimlesin. Hep benimle, kal, Şahmelek. Seni seviyorum..."

22 Ekim 2014 Çarşamba

7. KCY Blog Turu ✖ Müjde Aklanoğlu - Kör Talih | Playlist + Ön Okuma


Yedinci blog turumuzdan herkese merhabalar! Size harika bir romantik komedi hikayesini takdim ediyorum: Kör Talih! Ayrıca çekilişimize *şuradan* katılabilirsiniz. Biz kitabı çok sevdik, sizin de seveceğinize eminim. Kitap hakkında ayrıntılı yorum yapmayı çok isterdim fakat şuan çok fazla zamanım olmadığından yorumu daha sonra ayrıntılı bir şekilde mutlaka yapacağım! Şimdilik sizi hazırladığım playlist ve ön okuma ile bırakıyorum. *-*

PLAYLIST

Bruno Mars - Just The Way You Are
Birdy - Skinny Love
Aydilge - Yine Ben Aşık Oldum
Ed Sheeran - Give Me Love
David Archuleta - Something About Love
Demi Lovato ft. We The Kings - We'll Be A Dream

ÖN OKUMA

14 Ekim 2014 Salı

6. KCY Blog Turu ✖ Tuba Arık - Paranoya | Yorum + Okumak İçin 5 Neden


Altıncı blog turumuz olan Paranoya'yla sizleri selamlıyorum.

Kararsızlık içinde adım attığımız bu kitap bizi öyle şaşırttı ki kitaba olan ön yargılarımız yerle bir oldu. Kitap elime geçtiğinde başka bir kitap okuyordum ve hemen başlayamadım fakat gelip geçtikçe kitaplığımın önünde durarak bu kitabı elime alıp kapağında parmaklarımı gezdirmiş, kokusunu içime çekip sarıldıktan sonra rafına geri koymuşluğum vardır. Başlamak için sabırsızlandığım, okurken gözlerimi pörtleten ve bitmesine yakın "Bu kitap bitmesiiiiiiiiiin!" diye zırladığım bir kitaptır kendileri. Kitabı en yakın arkadaşım okuduğundan ona "Petra." dediğim anda iç çekiyor mesela. Elimde bu kitapla geziyor, karşımdan gelip de kitap okumayı seven ya da sevmeyen herkese bu kitabı öneriyorum. Uzun lafın kısası; biz bu kitabı çok sevdik, siz daha çok seveceksiniz.

Hadi biraz da içeriğinden bahsedelim!

Fegel dokuz yaşından beri etrafında gölgeyi görüp durmakta. Şimdi on sekiz yaşında ve dokuz yıldır gölgeden kurtulamadı. İşin kötü yanı gölgeyi kendisinden başka kimse görememekte. Fegel iki ablaya sahip. Onlar da ne abla ama! Gölgeyi görmesi sebebiyle kardeşlerini bir ucube gibi, bir fazlalık gibi gören, oldukça sinir iki abla. Siz Fegel'in yerinde olsaydınız neler olurdu? Her hafta psikiyatristinizle görüşerek bu durumu atlatabilir miydiniz? 

Marlo; okula henüz gelmiş olan, hiçbir kızla ilgilenmeyen, yakışıklı bir çocuk. Bir anda Fegel ile ilgilenmeye başlarsa ne olur dersiniz? Ailesinin taşınmasının nedeninin Fegel'in ilgilendiren bir mesele olduğunu söylesek mesela, ne düşünürsünüz?

Petra... Onu anlatmaya ne kelimeler yeter ne de yıllar. Oldukça gizemli, tehlikeli ve aynı zamanda sonsuz bir sevgiyle dolu. Bu sevginin karşılığını alıp almamasının bir önemi de yok. Onun için her şeyi yapabilecek, gerekirse ölebilecek bir adam. Tek istediği onu mutlu etmek. Şimdi sevgi dedik, mutluluk dedik ama Petra'yı öyle sakin biri sanmayın. Onu bir de sinirlendiğinde görün, nasıl da ödünüz kopuyor.

Kitap 580 sayfa olmasına rağmen ne kadar çabuk bitti anlayamadım. Özellikle de bittiğinde insanın içinde bıraktığı hüzün, o boşluk hissi... Kitap biter bitmez tekrar okumak istemedim değil. Kitapların Senfonisi'nin Tuba Arık'la yaptığı röportajı gördüyseniz kitabın devamı çıkacak! Büşra bana bunu dediğinde sevinçten çığlık atmıştım.

Önceden Türk yazarlara yaklaşırken epey korkardık, şimdiyse kitabı okuduktan sonra küçük çaplı bir şok yaşıyor ve mutlu oluyoruz. Kendi yazarlarımıza destek olmak için uğraşıyoruz. Ve siz, bu kitabı hemen alıp okuyorsunuz. Petra'yla tanışmayan insan kalmasın istiyoruz, okuyun ve okurken tadını çıkarın.


Okumak İçin 5 Neden
1- Şu kapağa kapağa baksanıza ya çok mükemmel değil mi? :D Kızın ağaçla bir bütün oluşu ve ışığa doğru uzanmaya çalışması bence kitabın içeriğini özetliyor. Bana kalsa sırf kapak için kitabı okurdum ama görev gereği 4 neden daha yazacağım. :D

2- Badboy severler! Favori listenizde Petra'ya yer açın! 850 yıllık deneyimiyle bir gölge oluşunun cazibesini kullanabilen Petra, hepimizin kalbini fethediyor.

3- Simyanın bu kadar derinden ve güzel işlenmiş bir biçimde okuyucuya yansıtılmasını çok sevdim. Benim bu türde okuduğum ilk kitaptı. Fantastik bir kitabın simyayı ele alarak gerçekliğe de başvurması kitabı realist kılıyor.

4- Felsefe hastası biri olarak kitabın bu yönü beni aşırı etkiledi. Kurulan felsefi cümleler, edebi açıdan da kendime bir şeyler katmama yardımcı oldu. Bu kitap öyle okunup geçilecek türde bir kitap değil, aksine kişiliğinizi geliştiren bir kitap.

5- Tuba Arık dili, üslubu ve tüm akıcılığıyla Türk yazarlara olan önyargımı yıktı. Kitap gerçekten araştırılmış ve derin düşünülmüş bir konuya sahip. Okumadan ölmeyin! :D

Kısacası, bu kitabı  anlatmaya beş neden yetmez. Cadılarla bu turu aldığımız için gerçekten çok memnunuz. Aksi halde gözümüzden kaçardı ve bu kitap kesinlikle kaçırılmayacak bir eserdi...

Desteklerinden ötürü Tuba Arık ve Sokak Kitapları Yayınları'na teşekkürler! Ayrıca kitap çekilişine *BURADAN* katılabilirsiniz!

4 Ekim 2014 Cumartesi

5. KCY Blog Turu ✖ Victoria Dahl - Biri Sır Mı Dedi? | Ön Okuma + Yorum


Kitabın adı: Biri Sır Mı Dedi?
Yazar: Victoria Dahl
Sayfa sayısı: 352
Türü: Romantik
Yayın evi: Nemesis Kitap


Beşinci blog turumuzdan herkese merhabalar. Şu sıralar kitap yorumlayamıyorum, kusuruma bakmayın, çünkü bilgisayarım bozuk. Ne kadar üzgünüm anlatamam size. Şu yazıları yazarken bile bunları nasıl yayınlayacağımı düşünüyor, daha da üzülüyorum. Bilgisayarından kopamayan biri olarak günlerdir ondan uzak kalmanın verdiği moral bozukluğu var üstümde anlayacağınız.

Bu turumuz da bayrama denk geldi, hepinizin bayramını kutluyorum.

Gelelim tur kitabımız olan, Biri Sır Mı Dedi?'ye. Romantik komedi tarzında, yeni yetişkin olan ilk kitabımız olur kendileri. Yüzünüzde bir gülümsemeyle kendini okutturan bir kitap. Ana karakterimiz ise oldukça çılgın, düşünce yapısı farklı, hayat ve şehvet dolu Molly. Peşini bırakmayan eski sevgiliyle de başı dertte çünkü ne zaman biriyle flörtleşmeye kalksa Cameron gelip her şeyi mahvediyor. Hem ondan kurtulmak hem de kendisine yeni bir sayfa açmak adına ise yıllar önce yaşadığı yere, Tumble Creek'e dönüyor. Peki Molly'nin buraya dönerken aklında ne var dersiniz? Tabi ki Ben Lawson. Ben, Molly'nin ağabeyinin en yakın arkadaşlarından biri, aynı zamanda da çocukluk aşkı. Onun tarafından kalbi kırılmış olsa da yıllar sonra büyüdüğü yere geri dönerken aklında sadece o var. Peki ya polis şefi olan Ben de Molly gibi mi düşünüyor dersiniz?

Bana sorarsanız Ben Molly'i ilk gördüğü anda öyle düşünüp düşünmediğini belli etti. Ama bir sorun var. Ben'in aklını kurcalayan bir sorun. Molly'nin küçük bir sırrı var, yaptığı mesleği ailesine bile söylemiyor. Ben de bu sırrı öğrenmeye kararlı.

Bu kitabı okurken bölüm aralarına ihtiyacınız olacağını sanmıyorum, sayfalar hızla akıp gidecek ve "Ben romantik komedi sevmem." diyenler bile sayfaların nasıl akıp gittiğini fark edemeyecekler. Şahsen bende öyle oldu, sadece romantizm bulunan kitaplardan nefret ederim ama Molly gibi standart kadın modeline uymayan, ne istediğini ve nasıl alması gerektiğini bilen birinin hikayesini okumak oldukça eğlenceli. Çevirdiği küçük dolaplarla Ben'in aklını başından alması, buna karşı koymaya çalışırken Ben'in düştüğü çelişkileri  ve Molly'nin mesleği hakkında yaptığı tahminleri okurken gülmemek elde değil. Bu tarz seven ya da sevmeyen herkes için uygun bir kitap diyorum ben. Biri Sır Mı Dedi?'yi hemen okumak isterseniz bugün çekilişin son günü, çekilişe katılarak bu eğlenceli kitabı kazanma şansını yakalayın. Çekilişe katılmak için tık tık!