25 Kasım 2014 Salı

11. KCY Blog Turu ✖ Beni Yarına Bırakma | Alıntılar |




11. Turumuzda çok değerli Yamak'dan blogunun sahibi olan Burçin Çelik'in süper ötesi kitabını konuk ediyoruz. Bu sıralar o kadar çok yoğunum ki.. Dersane , okul , sınavlar falan filan. Ama Beni Yarına Bırakma'yı çok keyifle okudum ve bana bu tempoda çok iyi gelen bir kitap oldu. Selma'nın hikayesini çoğu kişinin okuması gerektiğini düşünüyorum. Konu bakımından hassas bir konu ve Selma'nın düşünceleri davranışları yalnızlığı beni çok etkiledi. Sürekli mıç mıç aşk hikayelerinden sonra bence Beni Yarına Bırakma muhteşem bir kitap... Kitabımızı merak edenler için güzel alıntılarla yorumumu bitiriyorum.. Çekilişe katılmak için Tık Tık.



“Sen benim için çok kıymetlisin; herkesten, her şeyden daha çok…”
“Öyle olduğuna inanmak istiyorum Selim, inan çok is­tiyorum.” 



"Bir ömür gırtlağına düğümlediği yumruya hapsetmişti sözcüklerini genç kız. Bir ömür yutkunup her an anımsayacaktı.
                                                    

“Sizin burada yemek yiyebileceğiniz kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi doğrusu,”
“Neden?”
“Yani ne bileyim, fazlasıyla salon adamı gibi duruyor­sunuz,”
“Salon adamı, ha! Bi­raz patavatsızsın kabul et!”



"Selma, ben artık savaşmak istemiyorum! Seni kaybetmek istemiyorum, acabaların kuşkucu karanlığına hapsolup seni kaybedeceğim günü beklemek istemiyorum. ”

"Sadece kendini düşünmek… Hayatı boyunca yalnız­ca bir kere yapmıştı bunu, onun da sonucu ağır olmuştu Selma için. "





“Acıtarak seviyoruz Selim; başka türlüsü elimizden gelmediğinden mi yoksa alışkanlık haline getirdiğimizden mi bilmiyorum. Tek bildiğim canımız yandıkça daha çok acıttığımız…”





“Hamile olan benim; ama senin hormonların benimkin­den hassas, hemen küsüyorsun.”
“Hormonla­rım hassas evet güzelim; ama bahsettiğin anlamda değil,” 




“Kızım git makyaj falan yap, şu haline bir bak!”
“Yok abi ya, geçer birazdan.”
“Ohoo, sen bu adamın her dediğine bu kadar ağlarsan işimiz var seninle. Onun her zamanki hali, huysuz işte. Sen hep iyi tarafına denk gelmiştin tabii.”
Selma cevap vermeden oturmaya devam edince Metin masasındaki kalemlerden birini kıza fırlattı.
“Git hadi makyaj yap da biraz kıza benze. Böyle manza­ramı bozuyorsun.” 




"Son bir kez dönüp ardından odaya baktı. Geçmiş dediği şey bu kadar mıydı yani? Bir küçük bavula sığıyor muydu insanoğlunun ömür dediği?




“Nereye gidersen git, başını kaldırıp baktığın gök hep aynı… Omuzlarının üstünde taşıdığın kafayı değiştireme­diğin, kalbini söküp atamadığın müddetçe kaçtığın acı da seninle beraber dolaşıp duruyor.” 




"Nasıl anlatılırdı annesiyle olamamıslıklarını.. Zamansız açan bahar dallarının çiçeklerini dökmesi değildi aralarındaki o adı konulmamışlık. Kesilip atılmışlık çiçeklenmeye fırsat tanınmamışlıktı. Tarifi imkansızlıktı"



"O kadar uzun süre susmuştu ki, ne söylese eksik bir şeyler kalacaktı muhakkak. Hangisini dillendirse berikinin vebali kalacaktı omuzlarında."




"Selim ki Selma için hem çare hem de çaresizlikti. Selim en çok da Selma'nın kendine ihanetiydi..."




"Selim'in sadece bebek için burada olduğunu düşünüyorsan sen gerçekten de kör olmalısın."
Selma'nın tepki vermemesini fırsat bilip sürdürdü konuşmayı Aylin.
"Dünya'da tek damızlık sen mi kaldın Selma?" diye sordu öfkeyle karışık.




"Ne hale gelmişti hayatı böyle, neye dönüşmüştü? O yaşına dek tırnaklarıyla kazıya kazıya edindiği tüm değerleri, yaptığı tek bir seçimle sarsılmıştı. Şimdi yaşadıkları o sarsıntının etkileriydi, farkındaydı. Dönüştüğü bu zavallı kadın o denli yabancıydı ki ona."

21 Kasım 2014 Cuma

Kitap Yorumu ✖ Yürüyen Kentler - Philip Reeve

Düzen değişti. Kentler artık makineler üstünde yürüyor. Küçük yerleşmeleri kovalayıp avlayan Londra, hem o bilindik şehir, hem de tarihini kısmen yitirmiş bir dünya…

2002 Gold Nestle Smarties Ödülü
2003 Blue Peter Yılın Kitabı Ödülü

Bilimkurgunun Carnegie Ödülü sahibi dâhi yazarı ve illüstratörü Philip Reeve’den büyük yankılar uyandıran, steampunk bir saga. Dizinin aynı adı taşıyan ilk kitabında okur, uzak gelecekte birbirini avlayan kentlerin makineleşmiş dünyasıyla tanışırken, genç tarihçi Tom ve gizemli Hester’ın kentler ve dişli çarklar arası yolculuğu başlıyor.

Tom, yarı baygın Hester’ı kolundan kavradı. Tezgezerli adamlardan biri, kaçmalarını engellemek için hamle yapmıştı ki, kırmızı paltolu kadın adamın önüne dikildi: “Onlar benim yolcularım. Fiyatta anlaşmaya çalışıyordum!”/ “Onlar bizim kölelerimiz!” diye haykırdı Wreyland, kadını itekleyerek. “Tom Nitsworthy ve arkadaşı. Onları Dış-Topraklar’da buldum. Kural kuraldır. Mal bulanındır…”

Uzak gelecekte, 60 Dakika Savaşları’nın sonrasında bildiğimiz dünyadan eser kalmamıştı. Tekerlekler üstünde “yürüyen” Londra kenti, eski Kuzey Denizi’nin kurumuş yatağı boyunca, küçük kentleri kovalıyordu. Tarihçiler Loncası’nda Üçüncü Sınıf Çırak Tom, kızına âşık olduğu baştarihçinin hayatını kurtarmaya çabalarken, kendini suikastçı Hester’la birlikte, mahvedilmiş bir dünyada, acımasız bir düzende var olma savaşının içinde buldu…


Merhaba!

O kadar uzun zamandır kitap yorumu yapmıyorum ki nasıl başlayacağımı unutmuşum. Yorum yapamamak her ne kadar canımı sıksa da Ygs-Lys öğrencisi olmak sanırım bunu gerektiriyor. Aslında o kadar fazla ders çalışmıyorum ama hani aile baskısı vardır ya, şu sıralar onun sınırlarında yaşamaktayım. Hal böyle olunca insanın ne kitap okuyası ne de ders çalışası geliyor. Sonuç? Hiçbir şey. Canım sıkkın anlayacağınız.
Neyse, kitap yorumuna başlayalım bakalım.

Yürüyen Kentler. Adını duymuş ve büyük bir ihtimal arka kapağını okumuşsunuzdur diye düşünüyorum çünkü ben sık sık bu kitapla karşılaşmış, ne kadar merak etsem de elimi atıp okuyamamıştım. Benim gibi bilim kurgu sevenler için oldukça özgün ve akıcı bir kitap olduğunu söylemekle başlamak istiyorum. Romanda işlenen konuya dayanarak yazarın güçlü bir hayal gücü olduğunu ve birden fazla bakış açısından olaya bakarak bunu kafa karışıklığına sebep olmadan bize aktarabilecek kadar profosyonel olduğunu söyleyebilirim. Üçüncü tekil şahıs kullanarak romanı yazıp da bu kadar akıcı olmayı becerebilen çok nadir yazarlar var ki, bence bu bir yetenek. Çoğunuzun bu tip kitaplardan kaçındığını biliyorum ama bu yazar en az Cassandra Clare kadar iyi.

Kentsel Darwinciliğin etrafında gelişen, aksiyon ve intikam dolu bu kitapta sayfaları birbiri ardına çevirmekten sıkılmaya vakit kalmıyor. Peki nedir bu Kentsel Darwincilik?
Mobil kentlerle dolu olan bu dünyada bir rekabet olacağını az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Büyük kentlerin küçük kentleri yediği, insanlar arasında sınıf farklılığının bulunduğu bu eserde distopyanın özellikleriyle de karşılaşıyoruz ki, bu distopya severler için harika bir haber.



Spoilersız yorum yapmaya çalışıyorum şu an çünkü karakterlerden bahsettiğim anda büyük spoilerlar vermiş olacağım. Zaten kitap üç dört karakterin bakış açısıyla anlatılıyor. Bu sayede tek bir olaya bağlı kalmadan kitabı merak içerisinde okuyorsunuz.

Karakterler arasındaki bağlantı çok güzel kurulmuş. Özellikle kitabın sonunda bunu daha iyi fark edebiliyorsunuz. Ayrıca özgün karakterlerle karşılaşıcağınızdan emin olabilirsiniz ki benim en sevdiğim kısım oydu. Sevdiğim diğer kısımsa yazarın yufka yürekli olmayışı ve karakterlerinin başına bir şey getirtmekten kaçınmaması. Yani en sevdiğiniz karakterlerden birinin kafasına tutup bir kurşun sıkabiliyor. Biliyorum, bu bazılarınızın hoşuna gitmeyen bir unsur ancak bir roman aynen bunun gibi olmalı diye düşünüyorum. Özellikle bilim kurgu romanı.

Bilim kurgu sevenler, özgün bir kitap okumak isteyenler, bu kitabı kaçırmayın derim. Şahsen ben serinin devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Son olarak, bu kitabı okumam için bana gönderen On8 Kitap'a çok teşekkür ediyorum. Bizim gibi bloggerları büyük bir samimiyetle destekleyen nadir yayınevlerinden biri olduğu için de teşekkür ediyorum.

15 Kasım 2014 Cumartesi

10. KCY Blog Turu ✖ Isabel Wolff - Aşk Meselesi | 5 Neden


Onuncu (Vay be, çift hanelileri gördük!) blog turumuz, Aşk Meselesi'yle karşınızdayız. Artemis Yayınları sayesinde bizlerle buluşan bu dramatik ve romantik kitabı elime ilk aldığımda kapağında parmaklarımı gezdirmiş ve kitaplığımda nasıl durduğuna bakmıştım. O kadar güzel görünüyor ki... Parlak gümüş rengi ve pembenin uyumu kitabı her ne kadar her şeyin yolunda gittiği  o romantik kitaplardan birine benzetse de hiç de öyle değil. Kitap dünyanın acımasızlıyla harmanlanmış, her türlü ihtimal değerlendirilerek yazılmış yazılmasına ama bazen öyle duygusal dokunuşlar yapılmış ki hayatın aslında o kadar da kötü olmadığını, ne olursa olsun devam etmek gerektiğini düşündürtmüş yazar.
Laura otuz beş yaşına gelmiş, kötü bir aşk hayatı ve geçmişi olan, iki kız kardeşe sahip bir kadın. Trident TV'de çalışıyor ve bilgi yarışmaları için soru hazırlıyor. Üç yıl önce kocası hiçbir şey demeden ortadan kaybolmuş ve bir daha da geri dönmemiştir. Bunun şokunu hala atlatamamış olan Laura eski sevgilisi Luke'la karşılaşınca bir şeylerin artık değişmesi gerektiğine karar verip yoluna devam etmesi gerektiğini fark eder.
Her şeyin yanı sıra aniden bir bilgi yarışmasının sunucusu olan Laura kafasını kaldırdığı anda yüzünde patlayan flaşları ve boyalı basının kendisine doğrulttuğu sorularla karşılaşır. Sanki hayatında hiç sorun yokmuş gibi bir de herkesin geçmişini didiklemesiyle başa çıkmak zorunda kalmıştır.
Kitabın adı Aşk Meselesi, evet ama bu kitapta birden fazla aşk meselesi var ve tek bir konuya odaklanmak zorunda kalmadığınızdan okuması aşırı eğlenceli oluyor. Bazen yeri geliyor üzülüyorsunuz, bazense iç çekip hem seviniyor hem de imreniyorsunuz. Karakterin zeki olması ve kendini bilen biri olması ayrı bir güzellik. Ve kitap karakter bakımından o kadar zengin ki her çeşit insanı bulabilirsiniz. Gevezesinden tutun kafayı sıyırmışına kadar her çeşit insan mevcut. Eski bir oyuncu olan medyumumuz bile var. Hepsinin pişmanlıklarla dolu bir geçmişi, bir aşk meselesi var. Okurken hiçbir zaman sıkıldığımı düşünmediğim harika bir kitap.



OKUMAK İÇİN BEŞ NEDEN

NEDEN 1
Karakter zenginliği. Yukarıda da bahsettiğim gibi onca karakterin sorunları ve aşk meselelerinin içinde sıkılmaya fırsat bile bulamıyorsunuz. On kadar hayat hikayesi harmanlanarak bir roman ortaya konmuş.

NEDEN 2
Laura'nın zeki ve kendini bilen, aklı başında bir karakter olması. Mantık insanı oluşu ve karar verirken sadece duygularıyla hareket etmemesi çok hoşuma gitti doğrusu. Çoğu dram ve romantizm yüklü romanlardaki kadın karakterleri çizmemin en büyük sebebi de zaten mantık dışı davranarak bir hatalar girdabına kendisiyle beraber etrafındakileri de sürüklemesidir.

NEDEN 3
Yazarın kalemi ve romanı yazarken araştırmaktan kaçınmaması. Yazarın kalemi oldukça zengin ama öyle yazdıkça yazan, sayfalarca betimleme yapan bir yazar gibi değil. Hoş, sayfalarca betimleme yapsaydı onu daha çok severdim çünkü ben böyle yazarları da severim. Sadece bu yazar ikisi arasındaki dengeyi öyle bir güzel kurmuş ki hem benim gibi ayrıntıları sevenler hem de fazla uzatmaktan hoşlanmayanlar okuyabilir. Araştırarak yazması ise işe daha fazla gerçelik payı katıyor.

NEDEN 4
Gerçeklikten kopmayan bağ. Mantık dışına çıkmama, şansa pek fazla yer vermeme. Tabi bir kaç yerde şansa yer verilmiş ama bu yerler o kadar güzel ki, anlatamam. Ön yargılar yıkıldığında ya da uzlaşmaya varıldığında işlerin yolunda gittiği, kaçarak her sorunun halledilebileceğine inananlar, aldatanlar, ihmal edilenler, ebeveynlerinin arasında kalanlar... Bütün bunlar o gerçeklikten kopmayan bağ sayesinde doğmuş ve kitabı zenginleştirmiş unsurlar.

NEDEN 5
Çünkü bu kitabın turunu Kitap Cadıları yapıyor. Ve onların ortak kararı bu kitabın güzel olduğuna dair ise alın okuyun bu kitabı. Beni yanlış anlamayın sakın, aramızda her çeşit insan var ve hepimizin zevki farklı. Birimiz romantik sever, birimiz romantizmden hiç haz almaz (O kişi benim), biri polisiye sever, diğeri aksiyon... Onca zevk çatışmasının içinden çıkan fikir bu kitabın güzel olduğuyla alakalıysa eğer, iyidir o kitap iyidir.

2 Kasım 2014 Pazar

9. KCY Blog Turu ✖ Glen Duncan - Son Kurtadam | Yorum + Çekiliş

Kitabın adı: Son Kurtadam
Yazar: Glen Duncan
Sayfa sayısı: 424
Türü: Fantastik
Yayın evi:  thaki Yayınları

Dokuzuncu blog turumuz Son Kurtadam'la herkese merhaba! Şu sıralar bırak blogumla, blog turlarıyla bile ilgilenemez oldum. Sebebi ise bilgisayarımın bozulması ve telefonumun da elimden alınması. Acılı bir süreçten geçiyorum fakat şimdiden söyleyeyim, dönüşüm muhteşem olacak.
Bu zor zamanlarımda yanımda olan, arada bir okuyabildiğim mesajlarıyla yüzümü güldüren cadılara, özellikle de Melis ve Büşra'ya (iyi ki varsınız) teşekkür etmek istiyorum.

Bir yazar edasıyla teşekkür ettiğime göre artık Son Kurtadam'dan bahsedebilirim.
Son Kurtadam... Elime geçer geçmez kapağının renlerine hasta olduğum, sürekli yanımda taşıdığım o muhteşem kitap. Zombilerden sonra en çok sevdiğim yaratık, Jake Marlowe ile tanışın. Glen Duncan'ın büyük bir ustalıkla kaleme aldığı Son Kurtadam kahraman klişelerinden uzak, hayattan nasibini almış ama hala bazı konularda doyamamış bir adamın hikayesi.

DOKET (Doğaüstü Olayları Kontrol Etme Teşkilatı) konusunda başı dertte olan Jake, onun tek arkadaşı sayılabilecek Harley sayesinde bu zamana kadar hayatta kalabilmiştir. DOKET kurtadamları avlıyordu ama türünün tek örneği olarak hayatta kalmadan önce bu durum o kadar da kötü değildi. Şimdi ise tüm gözler üzerinde iken Jake bir karar vermek zorunda. Bir kaçak gibi hayatına devam mı etmeli yoksa iki yüz yıllık yaşamının ardından gelen sonunu kabullenmeli mi?
Peki ya hayatıyla ilgili planları olan tek grubun DOKET olmadığını söyleseydik?
Hayatının hiç beklemediği bir evresinde tanıştığı kadın Jake'in tüm kurallarını yıkıp onun hayatını altüst edecek. Serinin ilk kitabında sizi Jake Marlowe ile tanıştıyoruz. Artık kurtadamlara yeni bir isim eşlik ediyor ve biz bu adamı çok sevdik. Fantastik ve yetişkin severler için muhteşem bir kitap.

Çekilişe katılarak şansınızı arttırabilirsiniz!

30 Ekim 2014 Perşembe

8. KCY Blog Turu ✖ Merve Akıncı - Şahmelek | Alıntılar

8. blog turumuzun son gününden merhabalar! Dershane okul derken bir yoğunluktur gidiyor bende... Her neyse lafı çok uzatmayacağım, sizi bu muhteşem kitabın alıntılarıyla baş başa bırakmadan önce İMZALI olarak kitabı çekilişle kazanmak isterseniz sizi BURAYA alalım.

~ Şahmelek | Alıntılar ~

"Benden asla çekinmeyeceksin... Bir sıkıntın olduğunda önce ben bileceğim. Bileyim ki sen ağlamaya başlamadan sorunu halletmiş olayım..."


Şiir gibi bir adamdı... Onunla aynı havayı solumak, ya benim cezamdı ya da yirmi ikinci yaşımın hediyesi... O, Aslan Balkanlı'ydı. Reddedilemez bir adam ama insafsız bir reddediciydi.

"Nasıl kazandın biliyor musun? İşte buradan gelen koku yüzünden kazandın. Dikkatimi dağıttın küçük kız... Zaferini nilüfer çiçeği ve yasemine borçlusun."

"Ne yapıyorsun?"
"Ne yapıyor gibi görünüyorum? Dans etmeye çalışıyorum."
"Ama sen dans etmezdin?"
"Etmezdim yine etmem... Ama birileri sarhoş ve kiminle dans ettiğine bile bakmıyor. Adam seni elliyordu."
"Teknik olarak sen de beni elliyorsun."

"İyi geceler Şahmelek."

“Çalıyordum çünkü piyano benim yalnızlığımın sesiydi. Bir imdat çağrısı... Bu... Sesimi duyurabilmenin bir yoluydu benim için. Haykırışlarımdı. Ve sen..Sen beni duydun. Çaldığım her notanın altında yatan o umut edişi hissettin. Bir tek sen..."

"Bunları yapabileceğin bir adam eninde sonunda karşına çıkacak.Ama o ben değilim.Tüm bunlar yaşamak benim için imkansız gibi..."
"Şşt! Bu gece bunları duymak istemiyorum. Sadece... İstemiyorum. Tamam mı?"

"Şahmelek... Ne yapsan haklısın, hiçbir şey diyemem.Kendimi sana savunamam da... Ama yine de yüzsüzüm işte... evet öyleyim! Hala benim sevgilim ol istiyorum. Benim ol, benimle kal... Ben seni kaybetmek istemiyorum."

"Seni seviyorum Şahmelek. Gerçekten seviyorum."
"Lütfen başkasını sevme."


"Şükürler olsun ki yanımdasın, benimlesin. Hep benimle, kal, Şahmelek. Seni seviyorum..."

22 Ekim 2014 Çarşamba

7. KCY Blog Turu ✖ Müjde Aklanoğlu - Kör Talih | Playlist + Ön Okuma


Yedinci blog turumuzdan herkese merhabalar! Size harika bir romantik komedi hikayesini takdim ediyorum: Kör Talih! Ayrıca çekilişimize *şuradan* katılabilirsiniz. Biz kitabı çok sevdik, sizin de seveceğinize eminim. Kitap hakkında ayrıntılı yorum yapmayı çok isterdim fakat şuan çok fazla zamanım olmadığından yorumu daha sonra ayrıntılı bir şekilde mutlaka yapacağım! Şimdilik sizi hazırladığım playlist ve ön okuma ile bırakıyorum. *-*

PLAYLIST

Bruno Mars - Just The Way You Are
Birdy - Skinny Love
Aydilge - Yine Ben Aşık Oldum
Ed Sheeran - Give Me Love
David Archuleta - Something About Love
Demi Lovato ft. We The Kings - We'll Be A Dream

ÖN OKUMA

14 Ekim 2014 Salı

6. KCY Blog Turu ✖ Tuba Arık - Paranoya | Yorum + Okumak İçin 5 Neden


Altıncı blog turumuz olan Paranoya'yla sizleri selamlıyorum.

Kararsızlık içinde adım attığımız bu kitap bizi öyle şaşırttı ki kitaba olan ön yargılarımız yerle bir oldu. Kitap elime geçtiğinde başka bir kitap okuyordum ve hemen başlayamadım fakat gelip geçtikçe kitaplığımın önünde durarak bu kitabı elime alıp kapağında parmaklarımı gezdirmiş, kokusunu içime çekip sarıldıktan sonra rafına geri koymuşluğum vardır. Başlamak için sabırsızlandığım, okurken gözlerimi pörtleten ve bitmesine yakın "Bu kitap bitmesiiiiiiiiiin!" diye zırladığım bir kitaptır kendileri. Kitabı en yakın arkadaşım okuduğundan ona "Petra." dediğim anda iç çekiyor mesela. Elimde bu kitapla geziyor, karşımdan gelip de kitap okumayı seven ya da sevmeyen herkese bu kitabı öneriyorum. Uzun lafın kısası; biz bu kitabı çok sevdik, siz daha çok seveceksiniz.

Hadi biraz da içeriğinden bahsedelim!

Fegel dokuz yaşından beri etrafında gölgeyi görüp durmakta. Şimdi on sekiz yaşında ve dokuz yıldır gölgeden kurtulamadı. İşin kötü yanı gölgeyi kendisinden başka kimse görememekte. Fegel iki ablaya sahip. Onlar da ne abla ama! Gölgeyi görmesi sebebiyle kardeşlerini bir ucube gibi, bir fazlalık gibi gören, oldukça sinir iki abla. Siz Fegel'in yerinde olsaydınız neler olurdu? Her hafta psikiyatristinizle görüşerek bu durumu atlatabilir miydiniz? 

Marlo; okula henüz gelmiş olan, hiçbir kızla ilgilenmeyen, yakışıklı bir çocuk. Bir anda Fegel ile ilgilenmeye başlarsa ne olur dersiniz? Ailesinin taşınmasının nedeninin Fegel'in ilgilendiren bir mesele olduğunu söylesek mesela, ne düşünürsünüz?

Petra... Onu anlatmaya ne kelimeler yeter ne de yıllar. Oldukça gizemli, tehlikeli ve aynı zamanda sonsuz bir sevgiyle dolu. Bu sevginin karşılığını alıp almamasının bir önemi de yok. Onun için her şeyi yapabilecek, gerekirse ölebilecek bir adam. Tek istediği onu mutlu etmek. Şimdi sevgi dedik, mutluluk dedik ama Petra'yı öyle sakin biri sanmayın. Onu bir de sinirlendiğinde görün, nasıl da ödünüz kopuyor.

Kitap 580 sayfa olmasına rağmen ne kadar çabuk bitti anlayamadım. Özellikle de bittiğinde insanın içinde bıraktığı hüzün, o boşluk hissi... Kitap biter bitmez tekrar okumak istemedim değil. Kitapların Senfonisi'nin Tuba Arık'la yaptığı röportajı gördüyseniz kitabın devamı çıkacak! Büşra bana bunu dediğinde sevinçten çığlık atmıştım.

Önceden Türk yazarlara yaklaşırken epey korkardık, şimdiyse kitabı okuduktan sonra küçük çaplı bir şok yaşıyor ve mutlu oluyoruz. Kendi yazarlarımıza destek olmak için uğraşıyoruz. Ve siz, bu kitabı hemen alıp okuyorsunuz. Petra'yla tanışmayan insan kalmasın istiyoruz, okuyun ve okurken tadını çıkarın.


Okumak İçin 5 Neden
1- Şu kapağa kapağa baksanıza ya çok mükemmel değil mi? :D Kızın ağaçla bir bütün oluşu ve ışığa doğru uzanmaya çalışması bence kitabın içeriğini özetliyor. Bana kalsa sırf kapak için kitabı okurdum ama görev gereği 4 neden daha yazacağım. :D

2- Badboy severler! Favori listenizde Petra'ya yer açın! 850 yıllık deneyimiyle bir gölge oluşunun cazibesini kullanabilen Petra, hepimizin kalbini fethediyor.

3- Simyanın bu kadar derinden ve güzel işlenmiş bir biçimde okuyucuya yansıtılmasını çok sevdim. Benim bu türde okuduğum ilk kitaptı. Fantastik bir kitabın simyayı ele alarak gerçekliğe de başvurması kitabı realist kılıyor.

4- Felsefe hastası biri olarak kitabın bu yönü beni aşırı etkiledi. Kurulan felsefi cümleler, edebi açıdan da kendime bir şeyler katmama yardımcı oldu. Bu kitap öyle okunup geçilecek türde bir kitap değil, aksine kişiliğinizi geliştiren bir kitap.

5- Tuba Arık dili, üslubu ve tüm akıcılığıyla Türk yazarlara olan önyargımı yıktı. Kitap gerçekten araştırılmış ve derin düşünülmüş bir konuya sahip. Okumadan ölmeyin! :D

Kısacası, bu kitabı  anlatmaya beş neden yetmez. Cadılarla bu turu aldığımız için gerçekten çok memnunuz. Aksi halde gözümüzden kaçardı ve bu kitap kesinlikle kaçırılmayacak bir eserdi...

Desteklerinden ötürü Tuba Arık ve Sokak Kitapları Yayınları'na teşekkürler! Ayrıca kitap çekilişine *BURADAN* katılabilirsiniz!